Fikkih - Tevhid, Adalet, Özgürlük-Bilgi, İnanç, Eylem - Blogcu



Tevhid, Adalet, Özgürlük-Bilgi, İnanç, Eylem

Kategoriler

  • Bu Gunun Makalesi
  • Dusunce
  • Hadis-Sunnet
  • Muhhabet
  • Roman
  • Siir
  • Tarih
  • Tefsir
  • Tefsir-Usulu
  • Hadis-Usulu
  • Fikkih-Usulu
  • Fikkih
  • Tarihten-Tablolar
  • Kitabiyat
  • Hafizada-Kalanlar
  • iktibas-Tercume1
  • Deneme



  • NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mehmet Şafi Avcı (Ebuzer) tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Sitemdeki yazıların kaynağı verilmemiş olanların kaynakları bilinmediğindendir. Hak sahipleri talep ettiği anda kaynağı yazılır ya da yazı siteden kaldırılır. Kendi yazılarımın altında ismim vardır. Bu sitedeki yazıların yasalara aykırı kullanımı siteyi değil kullanıcıyı bağlar. Bu site hiçbir menfaat gözetilmeksizin sadece bilgi sağlama amacıyla kurulmuştur ve ticari hiçbir çıkarı yoktur. Ziyaretçilerden tek talebim DUA'dır.

    TAŞ YEŞERMEZ, GEÇMİŞ OLSA'DA NEVBAHAR. TOPRAK OL DA BAK NASIL GÜLLER AÇAR. TAŞ GİBİ İDİN ÇOK GÖNÜL KIRDIN YETER. TOPRAK OL ÜSTÜNDE HOŞ GÜLLER BİTER.

    21/8/2007 - FETHÜ’L MU’İN (İ’ANETÜ’T-TALİBİN METNİ)&

    Kategori: Fikkih

    “Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in aline merhamet et. Nasıl ki, İbrahim’e ve İbrahim’in aline merhamet ettin. Ve yine Muhammed’e ve Muhammed’in aline bereket ver. Nasıl ki, İbrahim’e ve İbrahim’in aline bereket verdin. Şüphesiz ki, sen hamd edilen, tazim edilensin.” Selam teşehhütte geçmiştir. Burada selam salattan ayrılmış değildir. Muhammed lafzından önce ‘seyyidina’ lafzını eklemenin bir zararı yoktur.

    Yukarıda zikredilen tüm hususlardan sonra son teşehhütte bir dua okumak sünnettir; ama ilk teşehhütte dua okumak mekruhtur. Zira ilk teşehhüd tahfif üzere bina edilmiştir. Ancak imamdan önce birinci teşehhüdü bitiren kişi bekleme sürecinde dua okuya bilir. Resûlüllah (s.a.)’dan rivayet edilmiş duaları okumak diğer dualardan daha faziletlidir. Müekked olanı ise bazı alimlerin vacip gördüğü duadır. Bu dua şöyledir:

     

     

    “Allah’ım! Kabir azabından, cehennem azabından, hayat ve ölümün fitnelerinden ve Mesh Deccal’in fitnesinden sana sığınırım.” Bu duayı okumamak mekruhtur. Resulüllah’tan rivayet edilen bir diğer dua da şöyledir:

     

     

     

    “Allah’ım! Gizli veya açık işlediğim veya işleyeceğim, israf ettiğim ve senin benden daha iyi bildiğin günahlarımı affet. İlk ve son olan Sensin. Senden başka ilah yoktur.” Bu iki duayı Müslim rivayet etmiştir. Resulüllah’tan rivayet edilmiş diğer bir dua da şudur:

     

     

    “Allah’ım! Ben kendime çok zulmettim ve ancak sen günahları bağışlarsın. Kendi tarafından beni affet ve bana merhamet et. Şüphesiz ki sen affedici ve merhamet sahibisin.” Bu duayı Buhari rivayet etmiştir. İmamın duası, salavat ve teşehhüdün en azından az olması sünnettir. İbnu Hacer der ki, teşehhüdün dualarından sonra salavatı okumak mekruhtur.

    12. Namazın onikinci rüknü; teşehhüd, salavat, aynı zamanda selam için oturmaktır. Son teşehhüdün oturuşunda teverrük şeklinde oturmak sünnettir. Son teşehhüd, kendisinden sonra selam gelen teşehhüdtür. Mesbuk, İmamının son teşehhüdünde teverrük şeklinde oturmaz. Sehiv secdesi yapan kişi de bu şekilde oturmaz. Teverrük oturuşu, iftiraş oturuşu gibidir. Ancak sol ayak, sağ ayak tarafından çıkarılır ve sol kalça yere konur. Her iki teşehhüd için otururken ellerin parmak uçları dizlerin hizasına gelecek şekilde dizlere yakın konur. Sol elin tüm parmakları açık ve bitişik olur. sağ elin parmakları ise şehadet parmağı hariç diğer parmaklar kapalı tutulur. Şahadet parmağı baş parmaktan sonra gelen parmaktır. Bu parmak kapatılmaz.

    Hadisle bildirildiği için şehadet parmağı, ‘illallah’ lafzının hemzesi okunduğunda az eğik olarak havaya kaldırılması ve devamlı havada durması sünnettir. Bu parmak, birinci teşehhütten kalkıncaya kadar ikinci teşehhütte de selam verinceye kadar havada kalır. Bu sünnet yapılırken baş parmağı şehadet parmağının alt tarafına yapıştırarak kapalı tutmak daha faziletlidir. Şöyle ki, elli üç rakamını parmak işaretiyle gösteren kişinin yaptığı gibi baş parmağının ucunu, şehadet parmağının alt hizasına gelen avuç kenarına konur. Kişi, sağ elini dizlerinin dışında bir yere koyarsa bu durumda yine ‘İllallah’ lafzını okuduğu zaman şehadet parmağı ile işaret eder. Namazın dışında ‘illallah’ lafzında parmağı kaldırmak sünnet değildir. Şahadet parmağına bakmak da sünnettir. Yani şehadet parmağı havada iken gözün tüm dikkatini ona yönlendirmek sünnettir. İbnu Hacer’in dediği gibi parmak elbise kolu veya benzeri bir şeyle örtülü ise de ona bakmak sünnettir.

    13. Namazın on üçüncü rüknü birinci selamı vermektir. Selamın en azı, es-selamu aleyküm şeklindedir. Birinci selamın vacip oluşu hadisle sabittir. ‘Aleykümüsselam’ demek ise mekruhtur. ‘Selamün aleyküm, Selamü’l-lahi aleyküm ve Selami aleyküm’ demek kafi değildir. Bilakis namazı bozduğunu bilerek ve kasten bu lafızladan biriyle selam söylenirse namaz batıl olur. İbnu Hacer, İrşat şerhinde böyle söylemiştir.

    İkinci selamı vermek sünnettir. İmam ikinci selamı terk etse de cemaatin selam vermesi sünnettir. Birinci selamdan sonra namaz bozucu bir şey peyda olursa ikinci selamı vermek haramdır. Örneğin abdestin bozulması, cuma vaktinin çıkması, çıplak olarak namaz kılanın örtü bulması gibi namazı bozucu bir halin olması. Her iki selama bitişik olarak yani onlarla birlikte rahmetüllahi demek sünnettir.

    Nakillere göre, cenaze namazı dışında her iki selamla birlikte ‘ve berekatühu’ lafzını söylemek sünnet değildir. Lakin birkaç tarikle sabit olduğundan ‘ve berekatühu’ lafzını söylemek mendup olduğu tercih edilmiştir.

    Her iki selamda sağa ve sola dönmek sünnettir. Bu dönüş, birinci selamı verirken arkadan sağ yanak görünecek kadar dönmek, ikinci selamı verirken de arkadan sol yanak görünecek kadar dönmekle olur.

    Tenbih: İmam, cemaat veya münferit kişi, selam verirken iltifat ettiği kişiye selam vermeye niyet etmesi sünnettir. Birinci selamda sağ tarafında, ikinci selamda da sol tarafında bulunan melek, mümin olan insan ve cinlere selam vermeye niyet eder. Birinci veya ikinci selamda arkasındakilere ve önündekilere de selam vermeye niyet eder. Birinci selamda bunlara niyet etmek daha faziletlidir.

    İmam selam verirken cemaat, onun arkasında ise dilediği selamda imamın selamını almaya niyet edebilir. Cemaat imamın sağında ise ikinci selamda, solunda ise birinci selamda imamın selamını almaya niyet edebilir. Cemaatten bazılarının diğer bazılarının selamını almaya niyet etmesi de sünnettir. Kişi selam verenin sağında ise ikinci selamda, solunda ise birinci selamda onun selamını almaya niyet eder. Önünde veya arkasında olanlar ise istedikleri selamda imamın selamını almaya niyet edebilirler. Ama birinci selamda selamını almaya niyet etmeleri daha iyidir.

    Fer’: ‘Namazdan çıkmaya niyet etmek vaciptir’ diyenlerin görüş ayrılığından kurtulmak için birinci selamı verirken namazdan çıkış niyeti söylemek sünnettir. Selamı uzatmadan süratle söylemek, kıbleye yönelerek selam vermeye başlamak, iltifat (yüzü sağa çevirip) tamamlanınca selamı bitirmiş olmak ve imam her iki selamı verdikten sonra selam vermek sünnettir.

    14. Namazın ondördüncü rüknü; daha önce zikredilen rükünler arası tertibe riayet etmektir. Bir kimse, rükudan önce secde yapmak gibi fiili bir rüknü kasıtlı olarak öne almakla tertibi bozarsa namazı bozulur. Selam hariç kavli bir rüknü, fiili bir rükünden önce yapmanın zararı olmaz. Ancak selamı kasten zamanından önce vermek namazı bozar. Fatihadan sonra sure okumak, teşehhüd ve salattan sonra dua okumak gibi sünnetler arası tertibe riayet etmek, sünnetin muteber olması için şarttır.

    Cemaat olmayan kişinin rükudan önce secde etmesi veya fatihadan önce rükua varması gibi bir rüknü terk etmekte sehiv ederse terk ettiğini yapmadan önce işleyeceği işler geçersizdir. Şayet benzerini yapmaya ulaşmadan hatırlarsa terk ettiğini yapar. Terk ettiği fiili hatırlamazsa bu konudaki tafsilat yakında ‘benzerini yapıncaya kadar hatırlamazsa’ bahsinde gelecektir.

    Cemaat olmayan kişi, bir rüknü yapıp yapmadığından şüphe ederse örneğin rükuda olan kişi, fatihayı okuyup okumadığından şüphe ederse veya secdede olan kişi, rüku veya itidali yapıp yapmadığından şüphe eder de şüphesi, benzerini yapmadan önce olmuşsa, yani diğer bir rekatta şüphelendiği rüknün benzerini yapmakta ise, şüphelendiği rüknü acele üzere yerine getirmesi vaciptir; ancak diğer bir rekatta benzerini yaptıktan sonra şüphelendiği rüknü hatırlarsa, terk edip benzerini yaptığı rükün kendisine kafi gelir, arada yapılan filler geçersizdir. Bütün bunlar, terk edilen rüknün aynısı ve mahalli bilinirse hüküm böyledir. Şayet terk edilen bilinmez veya terk edilen niyet veya iftitah tekbiri ise namaz batıl olur. Burada uzun bir fasılanın veya bir rüknün geçmesi şart değildir. Terk edilen selam ise kuvvetli kavle göre araya uzun bir fasıla girse de selam verilir. Terk edilen niyet veya iftitah tekbiri ile selamdan başka bir rükün olabileceği ihtimali varsa en kötü ihtimale göre hareket edilir ve kılınan rükünler üzerine namaza devam edilerek namazın geri kalan kısmı yerine getirilir. Şu halde terk edilen rüknün mislini yaparken bu misil tilavet secdesi gibi namazdan sayılmıyorsa terk edilen rükün için yeterli olmaz.

    İmama uyan, rükua varmadan önce veya imam rükua vardıktan sonra fatihayı terk ettiğini anlarsa, fatihayı okur ve imamın arkasından namaza devam eder. Fatihayı terk ettiğini rükudan ve imamın rükuundan sonra anlarsa veya şüpheye düşerse Fatihanın kıraati için kıyama dönmez. Bilakis imama tabi olup namaza devam eder ve imam selam verdikten sonra kalkıp bir rekat daha kılar.

    2. Namazın Sünnetleri

    1. Namazı Huşu ile Kılmak

    Fer’: Namaza neşe ile girmek sünnettir. Zira Allah (c.c.) şu sözünde neşeyi terk edeni yermiştir: “Namaza kalktıkları vakitte tembelce kalkarlar.” (Nisa,142) Ayette geçen ‘kesel’ kelimesi gevşeklik ve tembellik demektir. Kalbi dünyevi meşgalelerden ayrı tutmak da sünnettir. Zira bu huşua daha uygundur. Onda yani namazın tümünde kalp ile huşu göstermek de sünnettir. Ahiretle ilgili olsa da kişi içinde bulunduğu namazdan başka kalbinde hiç bir şeyi bulundurmayarak huşu göstermelidir. Bir organı boş şeyle iştigal etmeyecek şekilde organlarda huşu göstermek sünnettir. Allahu (c.c.) aziz kitabında şu sözüyle huşu gösterenleri övdüğü için namazda huşu gösterilir: “Müminler gerçekten felah bulmuşlardır. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler.” (Mu’minun, 1-2) Bir de namazın sevabının yok olması, huşunun yok olmasına bağlı olduğu için huşu gösterilir. Ki sahih hadisler buna işaret etmektedir. Bunda mezhebimiz için bir vecih vardır ki o da; alimlerden bir grubun huşuu, namazın sahih olmasının bir şartı olarak tercih etmeleridir. (DEVAMI HAFTAYA)

    yok YorumYorum yaz!Bağlantı

    15/8/2007 - FETHÜ’L MU’İN (İ’ANETÜ’T-TALİBİN METNİ)&

    Kategori: Fikkih

    7. Namazın yedinci rüknü kişinin, her rekatta secde edenin hareketiyle hareket etse de taşımadığı bir şey üzerine iki defa secde etmesidir. Secde edenin hareketi ile hareket eden taşınmayan sedir gibi bir şey üzerine secde etmek zarar vermez. Bu şekildeki secde, secde edenin hareketi ile hareket etmeyen taşınan şey üzerine secde etmek gibidir. Kişinin uzun olan rıdasının bir tarafı üzerine secde etmesi gibi.

    ‘Taşınmayan şey üzerine’ kaydı ile ‘secde edenin hareketi ile hareket eden taşınan şey’ kapsam dışına çıkmıştır. Kişinin sarığının bir tarafı üzerine secde etmesi gibi. Bu sahih değildir. Şayet bir kimse haram olduğunu bilerek kasten sarığın bir kısmı üzerine secde ederse namazı batıl olur. Aksi halde secdeyi iade etmesi gerekir. Başkasının eli üzerine secde etmek veya kişinin elindeki mendil üzerine secde etmesi sahihtir. Zira bu ayrı olan bir şey hükmündedir. Bir kimse alnına yapışacak bir şey üzerine secde ederse sahihtir. Ancak ikinci secde için onu gidermesi vaciptir.

    Secde tenkisle birlikte olmalıdır. Yani secde eden kişi, arka kısmını veya etrafını, başının veya omuzlarının üzerinden yüksek tutmalıdır. Şayet baş kısmı arka kısımdan yüksek olur veya iki taraf aynı seviyede olursa namaz caiz olmaz. Şu halde bir kimsede bir arıza olur da bu sebeple secde yapması mümkün olmayıp ancak tenkis ve her iki tarafı müsavi olduğu şekilde secde yapması gerekiyorsa bu haletteki secde kendisi için kafi gelir.

    Secde ederken alnın açık bir kısmını yere koymaktır. Yani kişi, alnı açık olduğu halde secde etmelidir. Şayet alnının üzerinde bez parçası gibi bir şey varsa secde sahih olmaz. Ancak yara sebebiyle alın sarılmışsa ve kaldırmak çok zor ise secde sahih olur. Sadece alın secde yerine konulmalı ve başın ağırlığı yere ulaşmalıdır. Bu görüş İmamın görüşüne muhaliftir.

    Her iki dizin bir kısmı ve avuçların iç tarafının bir kısmı, avuç içi ve parmakların iç kısmı ve ayak parmaklarının bir kısmı yere konmalıdır. Belirtilen bu kısımların dışında bu organların yan taraflarını, parmakların etrafını ve sırt kısımlarını yere koymak gerekmez. Ayak parmakları ve iç kısımlarından yere konulacak kadarı kopmuş ise kalan kısmını yere koymak vacip değildir. İmam Nevevi ve Rafii’nin sözünden de bunun vacip olmadığı anlaşılmaktadır. Alın dışında bu azaların üzerine dayanmak vacip olmayıp belki sünnettir. Dizler dışındaki azaların açık olması da sünnettir. Secdede burnu yere koymak sünnettir. Bu konudaki sahih haber sebebiyle belki de müekket sünnettir. Sahih haber sebebiyle bazı alimler bunun vacip olduğunu tercih etmişlerdir.

    Secde yaparken önce her iki dizi, bir karış aralıkla yere koymak sünnettir. Sonra her iki el omuzların hizasına konur. Dirsekler yerden yüksek, parmaklar bitişik kıbleye doğru açık tutulur. Sonra alın ve burun her ikisi beraber yere konur. Ayaklar bir karış kadar biri birinden uzak olarak dikilir. Parmakların sırtı kıbleye doğru olacak şekilde tutulur. Ayakların eteğin dışında kalması erkekler için sünnettir.

    İbnu Abdüsselam’ın söylediği ve Zerkeşi’nin ikrar ettiği gibi secde halinde her iki gözün açık olması sünnettir. Zikredilen tertibe uymamak ve burnu yere koymamak mekruhtur.

    Hadisle bildirildiği için secdede üç kez                             demek sünnettir. Daha önce zikri geçen kişilerin (münferit ve özel cemaati olan İmamın) bu tesbihe şu duayı eklemeleri sünnettir:

     “Allahım! Sana secde ettim, sana iman ettim, sana teslim oldum. Yüzüm; kendisini yaratana, ona şekil verene, onda güç ve kuvvetiyle göz ve kulak açana secde etti. Yaratanların en iyisi olan Allah mübarektir.” (Müslim)

    Secdede çok dua okumak sünnettir. Secdede okunması varid olan dualardan bir tanesi şudur:

    “Allahım! Gazabından rızana, azabından affına ve senden sana sığınırım. Senin methini sayamam. Sen, kendini methettiğin gibisin. Allahım! Bütün günahlarımı; küçüğünü, büyüğünü, öncekini, sonrakini, açığını ve gizlisini affet.” (Müslim)

    Ravde kitabında, secdeyi uzatmak, rükuu uzatmaktan daha faziletlidir denilmiştir.

    8. Namazın sekizinci rüknü; mutemet görüşe göre nafile namaz olsa bile her iki secde arasında oturmaktır. Secdeden başı kaldırırken secdeden başka bir şeyi kastetmemek gerekir. Şayet kişi bir şeyden korkarak -akrebin ısırmasından korkması gibi- başını kaldırırsa secdeyi iade etmelidir. İkinci secdeyi yapıncaya kadar ellerin devamlı yerde kalması ihtilafsız zarar vermez. Bu görüş, ellerin devamlı yerde kalması namazı bozar zannedenlerin görüşüne muhaliftir.

    Secde ve itidal uzun olmamalıdır. Zira her ikisi bizzat kastedilmemektedir. Belki ikisi rükünlerin arasını ayırmak için meşru kılınmışlardır. Her ikisi de kısa olmalıdır. İkisinden biri bilerek kasten namazda meşru kılınan zikirlerden uzun tutulursa mesela, itidal fatiha kadar uzun yapılırsa veya oturuş teşehhüdün en azı kadar uzatılırsa namaz batıl olur.

    Her iki secde arasında, birinci teşehhütte istirahat oturuşu yapmak, son teşehhütte eğer kendisinden sonra sehiv secdesi yapılacaksa iftiraş şeklinde oturmak sünnettir. İftiraş ayağın sırt kısmı yere gelecek şekilde sol ayağın topuğu üzerine oturmaktır. Oturuşta avuç ve parmaklar açık olarak uçları dizlerin hizasına gelecek şekilde dizlere yakın uyluklar üzerine konur ve hadisle bildirildiği için Rabbiğfirli duası sonuna kadar okunur. Bu duanın tam metni şöyledir:

                                                                      “Rabbim! Beni affet. Bana merhamet et. Kayıplarımın yerini doldur. Beni yükselt. Bana rızk ver. Bana hidayet ver ve bana afiyet ver.”

    Namaz nafile olsa bile her iki secde arasındaki oturuş kadar istirahat oturuşu yapmak sünnettir. İmam bu oturuşu terk etse de cemaatin oturması sünnettir. İbnu Hacer bu görüşe muhalefet etmiştir. İstirahat oturuşu, tilavet secdesi hariç diğer secdelerde ayağa kalkmak kast edildiğinde yapılması sünnettir. Oturuş ve secdelerden kalkarken avuçların içini yere koyup onlara dayanarak kalkmak sünnettir.

    9. Namazın dokuzuncu rüknü; her rükuda, her iki secdede, secdeler arasındaki oturuşta, itidalde, rüku ve secdelerde ve nafile namazlarda olsa bile itminan göstermektir. Envar kitabında bu görüşe muhalefet edilmiştir. (Yani itminanın nafile namazlarda şart olmadığı ileri sürülmüştür.) İtminan, kendisinden ayrılan rükün, ondan sonra yapılan rükünden ayrılacak kadar azaların sükunet bulmasıdır.

    10. Namazın onuncu rüknü son teşehhüdü okumaktır. Bunun en azı İmam Şafii ve Tirmizi’nin rivayet ettikleri teşehhüdtür:

     “Bütün tazim şekilleri Allahadır. Ey peygamber! Selam, Allahın rahmeti ve bereketleri senin üzerine olsun. Selam, bize ve Allahın salih kullarına olsun. Allahtan başka ilah olmadığına şehadet ederim ve Muhammed’in onun kulu ve resulü olduğuna şehadet ederim.” İmam, cemaat ve münferidin,      lafzından sonra                             lafzını ziyade etmeleri, ikinci şehadeti okumaları ve iki yerde de selam lafzını marifeli (elif lamlı) okumaları sünnettir. Teşehhütten önce besmele okumak sünnet değildir.

    Teşehhüdün sabit olan ve teşehhüdün en azı olan bu nazmı muradifi olan kelimelerle de olsa değiştirmek caiz değildir. Örneğin nebi kelimesini resul kelimesi ile değiştirmek veya bunun aksini yapmak, Muhammed’i Ahmed veya başka bir kelimeyle değiştirmek gibi. ‘ve enne Muhammeden abduhu ve Resulühu demek yeterlidir. ‘ve enne Muhammeden resulühu’ demek yeterli değildir.

    Teşehhüdün şeddelerine riayet etmek, bir harfi bir başka harfle değiştirmemek ve art ardalığa (muvalata) riayet etmek vaciptir. Tertibe riayet etmek vacip değildir. Fakat tertibe riayet etmemek mananın bozulmasına sebep olursa tertip vaciptir. ‘Enlailahe illallah’ lafzında ‘lam’ harfine idğam edilmiş ‘nun’ harfi izhar edilirse bir şedde terk edildiği için namaz batıl olur. Resûlüllah lafzının ‘R’ harfinde Muhammed lafzındaki ‘D’ harfinin idğamını terk etmek namazı batıl kılar. Nebi lafzındaki hemze veya şeddeden birini terk etmek ise caizdir.

    11. Namazın on birinci rüknü, son teşehhütten sonra nebiye salat okumaktır. Teşehhütten önce salat okumak ise yeterli olmaz. Salatın en azı, Allahümme salli ala Muhammed şeklindedir. Yani “tazimle birlikte olan bir merhametle ona rahmet eyle.” Ala rasulihi veya ala nebiyi denilebilir. Fakat ala Ahmed demek yeterli olmaz.

    Son teşehhütte aline salat okumak sünnettir. Bazıları vaciptir demiştir. Aline salat okumanın en azı, salatın en azı üzerine ‘ve alihi’ lafzını ziyade etmekle meydana gelir. İlk teşehhütte aline salat okumak esah kavle göre sünnet değildir. Çünkü ilk teşehhüd tahfif üzere (kısa olarak) bina edilmiştir. Birinci teşehhütte aline salat okumak, bir görüşe göre kavli bir rüknün nakl edilmesidir. Bir kavle göre de kavli bir rüknün nakledilmesi namazı bozar; ancak bu görüşün karşıtı olan esah olan görüşe göre birinci teşehhütte aline salat okumak sünnet olduğu tercih edilmiştir. Zira bununla ilgili sahih hadisler vardır.

    Son teşehhütte salatın ekmel olanını okumak sünnettir. O da şudur: (DEVAMI HAFTAYA)

    yok YorumYorum yaz!Bağlantı

    5/8/2007 - FETHÜ’L MU’İN (İ’ANETÜ’T-TALİBİN METNİ)&

    Kategori: Fikkih

    5. Namazın beşinci rüknü, ellerin içi dizlere ulaşacak şekilde eğilerek rükua varmaktır. Ellerin içi, parmaklar hariç avuçlardır. Parmakların dizlere ulaşması yeterli olmaz. Normal yaratılıştaki itidal halinde avuçlar dizlere konulursa rükuun en az şekli yapılmış olur. Rükuda sırt ve boynu düz tutmak sünnettir. Hadisle bildirildiği için sırt ve boyun tek bir parça şeklinde dümdüz tutulur. Bacaklar bir karış kadar açık ve dik tutularak dizleri avuç içine almak sünnettir. Avuçlar açık ve parmaklar birbirinden orta derecede ayrık halde tutulur.

    Hadisle bildirildiği için rükuda                              lafzını üç defa söylemek sünnettir. Tesbih, ‘sübhanallah’ demek gibi olsa da rüku ve secdede bir defa söylemekle sünnet yerine gelmiş olur. En çoğu ise on bir defa söylemektir. Daha önce bahsi geçen imamın (münferit ve özel cemaati olan İmamın) tesbihe şu duayı eklemesi sünnettir:

     

     

     

    “Allah’ım! Sana eğildim. Sana inandım.Sana teslim oldum. Kulaklarım, gözlerim, beynim, kemiklerim ve damarlarım, kıllarım bedenim ve ayaklarımın taşıdığı ağırlığım, eğilip Alemlerin Rabbi olan Allah’a huşu etti.”

    Yine rüku ve secdede                                         demek sünnettir. Tesbih veya zikirden birini yapmak isteyen kişinin tesbihi okuması daha faziletlidir. Üç tesbihi                    duası ile birlikte okumak, tesbihi onbir defa okumaktan daha faziletlidir. Rükuun en az şeklini yapmak ve kafayı aşırı şekilde sırttan daha fazla eğmek mekruhtur.

    Erkeğin, rüku ve secdelerde dirseklerini yanlarından uzaklaştırması ve karnını dizlerinden uzak tutması sünnettir. Erkekler hariç kadınların rüku ve secdelerde vücudunu bir birine yapıştırmaları sünnettir.

    Tenbih: Rüku için eğilirken rükudan başka bir şeyi kastetmemek gerekir. Şayet bir kimse tilavet secdesi için eğilir de rüku sınırına gelince bu eğilmeyi rükua sayarsa kafi gelmez. Belki benzeri olan itidal, sücut ve her iki secde arasındaki oturuşta olduğu gibi doğrulur sonra rükua varması lazımdır. (Örneğin rükuda olan bir kimse, bir hayvandan korktuğu için doğrulur ve bunu itidal yerine sayarsa yeterli olmaz. Belki rükua varıp doğrulduktan sonra itidal yapması gerekir.) İmam olan veya tek başına namaz kılan bir kimse, secdede iken rüku yapıp yapmadığından şüphe ederse, hemen doğrulup daha sonra rüku yapması lazımdır. Sadece rüku sınırına kadar doğrulması caiz değildir.

    6. Namazın altıncı rüknü, mutemet görüşe göre nafile namazlarda da olsa itidaldir. İtidal, rükudan sonra daha önce olan ilk duruma dönmekle tahakkuk eder. Yani kişinin ayakta olsun oturmuş olsun rükudan önce üzerinde bulunduğu hale dönmesidir. İmam olan veya tek başın namaz kılan bir kimse, itidali tam yapıp yapmadığından şüphe ederse acele üzere itidale dönmesi vaciptir. Aksi halde namazı bozulur. Cemaat olan bir kimse, itidali yapıp yapmadığından şüphe ederse imamını takip eder imam selam verdikten sonra kalkıp bir rekat daha kılar.

    Rükudan kalkarken                “Allah kendisini hamd edeni işitir.” Yani ondan hamdını kabul eder. İmam ve mübelliğin bunu sesli okuması sünnettir. Çünkü bu intikal zikridir. İtidal için doğrulduktan sonra                                              “Rabbimiz. Gökler dolusu, yer dolusu ve bundan sonra isteyip yaratacağın şeyin dolusu sana hamd olsun.” duasını okumak sünnettir.

    Her ikisinden (arz ve semavattan) sonra kürsü ve arş gibi        kelimesi ref ile okunduğunda sıfat, nasb ile okunduğunda hal manasına gelir. Yani hamd kelimesi cisim olduğu takdir edilerek gökyüzünü doldurur. Daha önce zikredilen münferit ve özel cemaati olan İmamın ziyade olarak şu duayı okuması sünnettir :

     

     

    “Ey medih ve şeref sahibi! Kulun söylediği en güzel şeye, en çok layık olan sensin ve hepimiz sana kuluz. Senin verdiğine mani yok ve men ettiğini veren yoktur. İtibar sahiplerine senin yanında itibarları fayda sağlamaz.”

    Sabah namazında kunut duasını okumak sünnettir. Yani ikinci rekatın itidalinde kuvvetli görüşe göre, ratib olan                gibi zikirlerden ve bu zikirlerden sonra okunacak bir şeyden sonra ve Ramazanın son yarısından itibaren vitrin son itidalinde kunut duasını okumak sünnettir. Vitrin son itidalinde diğer sünnetleri okumak mekruh olduğu gibi Ramazanın ilk yarsında kunut okumak da mekruhtur.

    Müslümanlara gelen bir belanın nüzulü halinde sair farzların yani beş vakit namazın son rekatının itidalinde mesbuk da olsa İmamla birlikte kunutun okunması sünnettir. Bela, bir kişiye gelse de zararı her kese dokunan musibettir. Alimin veya bir kahramanın esir edilmesi gibi. Gelen bela sebebiyle sünnete uymak için kunut okunur. Gelen belada korku olsun veya olmasın velev Müslümanların düşmanından gelsin, kıtlık olsun veya veba olsun hüküm aynıdır.

    ‘Farz namazlar’ sözü ile -bayram namazı da olsa- nafile namazlar ve nezredilen namazlar kapsam dışına çıkmıştır. Bunlarda kunut okumak sünnet değildir. Kunut duasını okurken eller omuz hizasına kadar havaya kaldırılır. Sair dualarda olduğu gibi övgü ifade eden lafızlarla da olsa hadisle bildirildiği için eller havaya kaldırılır. Ömrünün geriye kalan kısmında belanın defi gibi bir şeyin meydana gelmesi için dua edilirse elin içini semaya doğru açık tutmak, vaki olan belanın defi için ise elin sırtını semaya çevirmek sünnettir. Hatibin dua esnasında ellerini havaya kaldırması mekruhtur. Kunut duası şu lafza benzer bir lafızla okunur:

     

     

     

     

    “Allahım! Hidayet verdiklerinin içinde bana hidayet ver. Afiyet verdiklerinin içinde bana afiyet ver ve işlerini üzerine aldıklarının içinde işlerimi üzerine al. Yani beni de onların yoluna koy. Bana verdiklerini bereketlendir ve takdir ettiğin şeylerin şerrinden beni koru. Şüphesiz ki sen hükmedersin ve kimse sana hükmedemez. Velayetini üzerine aldığın kimse zillete uğramaz ve aziz kılmadığın kişiyi kimse aziz kılamaz. Mübareksin Rabbimiz! Ve yücesin. Takdir ettiğin şeylere karşılık sana hamdolsun. Senden mağfiret dilerim ve sana tevbe ederim.”

    Kunutun sonunda Resûlüllah (s.a.)’a ve aline salat ve selam okumak da sünnettir. Kunuttan önce salat okumak ise sünnet değildir. Daha önce zikri geçen münferid ve özel cemaati olan İmam kunut duasına Hz. Ömer’in sabah namazında okuduğu kunut duasını eklerler. O da şudur:

     

     

     

     

    “Allahım! Senden yardım isteriz ve senden mağfiret ve hidayet isteriz. Sana iman eder ve sana tevekkül ederiz. Bütün hayırlarla seni överiz. Sana şükrederiz ve seni inkar etmeyiz. Sana isyan edenleri terk ederiz. Allahım! Yalnız sana ibadet ederiz. Yalnız sana namaz kılarız, secde ederiz ve sana doğru yürür ve acele ederiz. Rahmetini umarız ve azabından korkarız. Gerçek olan azabın hiç şüphesiz ki, kafirlere ulaşır.” Sabah namazında okunan geçen kunut duası Resûlüllah (s.a.)’dan sabit olan ilk kunut olduğundan Hz. Ömer’in okuduğu kunuta, sabit olan ilk kunut takdim edilmiştir. Bu itibarla ikisinden yalnız birini okumak isteyen birincisini okumalıdır.

    Kunut duası için belli bir nazım belirlenmemiştir. Dolayısıyla dua kastedenin -Bakara suresinin son ayetleri gibi- dua ihtiva eden birkaç ayeti okuması kunut nazmı yerine geçer. Keza rivayet edilmemiş her hangi bir duayı okumak da kunut yerine geçer.

    İbnu Hacer der ki, kuvvetli görüşe göre, gelen bela sebebiyle sabah namazında okunan kunutu okuduktan sonra nazil olan belanın kalkmasını dileyerek kunut duasını bitirmek de sünnettir.

    Kıraatı gizli olan namazlarda olsa bile imamın kunutu sesli olarak okuması sünnettir. İmamı duymayan cemaat ve münferit kişi mutlak şekilde kunutu gizli okur. İmamın kunutunu duyan cemaat, dua kısmı için sesli olarak amin der. Nebiye salat ve selam getirmek duadan sayılır. Kuvvetli görüşe göre salat ve selam için de amin denir. Ama ‘feinneke takdi’ cümlesinden itibaren sonuna kadar olan övgü kısmı gizli okunur. İmamın sesini duymayan cemaat veya sesini duyup da anlamayan kişi ise kunutu gizli okur.

    İmamın kunut duasını kendine tahsis etmesi mekruhtur. Çünkü İmam, duayı kendine tahsis etmekten nehy edilmiştir. İmam, ‘ihdi’ lafzını ‘ihdina’ şeklinde ve atıf edilen diğer zamirleri de çoğul şekliyle okur. Sair dualarda da tekil lafzının kullanılmasının mekruh olduğu zikir edilen nehiden anlaşılmaktadır. Fakat bu mekruhluk, tekil okunmasında peygamber (s.a.)’den hakkında nehiy varid olmayan başka dualara yorumlandığı açıktır. Resulüllah (s.a.)’ın imamlık yaptığı namazların çoğunda zamirleri tekil sîgası ile okumuştur. Bazı huffaz, Peygamberimizin bütün duaları tekil sîgası ile okuduğunu söylemişlerdir. Bu nedenle bazı alimler çoğul lafzının kunuta mahsus olduğunu ifade etmişler. (DEVAMI HAFTAYA)

    yok YorumYorum yaz!Bağlantı

    <- Sonraki Sayfa ->

    Hakkımda

    İslami konularda bilgimizin elverdiği ölçüde ve elimizden geldiğince bilgi amaçlı sesli düşüncelerimizi sizlerle paylaşmak niyetindeyiz. Bu konuda sizden de yorum beklemekteyiz. İnşaallah bu hem kendim için hem de değerli okuyucular için hayra vesile olur.

    Arkadaşlarım

    sidarinsesi
    karatasali
    hayber
    nuruaynim
    tefsirweb
    cundullahresul
    risalediyari