7. Namazın yedinci rüknü kişinin, her rekatta secde edenin hareketiyle hareket etse de taşımadığı bir şey üzerine iki defa secde etmesidir. Secde edenin hareketi ile hareket eden taşınmayan sedir gibi bir şey üzerine secde etmek zarar vermez. Bu şekildeki secde, secde edenin hareketi ile hareket etmeyen taşınan şey üzerine secde etmek gibidir. Kişinin uzun olan rıdasının bir tarafı üzerine secde etmesi gibi.
‘Taşınmayan şey üzerine’ kaydı ile ‘secde edenin hareketi ile hareket eden taşınan şey’ kapsam dışına çıkmıştır. Kişinin sarığının bir tarafı üzerine secde etmesi gibi. Bu sahih değildir. Şayet bir kimse haram olduğunu bilerek kasten sarığın bir kısmı üzerine secde ederse namazı batıl olur. Aksi halde secdeyi iade etmesi gerekir. Başkasının eli üzerine secde etmek veya kişinin elindeki mendil üzerine secde etmesi sahihtir. Zira bu ayrı olan bir şey hükmündedir. Bir kimse alnına yapışacak bir şey üzerine secde ederse sahihtir. Ancak ikinci secde için onu gidermesi vaciptir.
Secde tenkisle birlikte olmalıdır. Yani secde eden kişi, arka kısmını veya etrafını, başının veya omuzlarının üzerinden yüksek tutmalıdır. Şayet baş kısmı arka kısımdan yüksek olur veya iki taraf aynı seviyede olursa namaz caiz olmaz. Şu halde bir kimsede bir arıza olur da bu sebeple secde yapması mümkün olmayıp ancak tenkis ve her iki tarafı müsavi olduğu şekilde secde yapması gerekiyorsa bu haletteki secde kendisi için kafi gelir.
Secde ederken alnın açık bir kısmını yere koymaktır. Yani kişi, alnı açık olduğu halde secde etmelidir. Şayet alnının üzerinde bez parçası gibi bir şey varsa secde sahih olmaz. Ancak yara sebebiyle alın sarılmışsa ve kaldırmak çok zor ise secde sahih olur. Sadece alın secde yerine konulmalı ve başın ağırlığı yere ulaşmalıdır. Bu görüş İmamın görüşüne muhaliftir.
Her iki dizin bir kısmı ve avuçların iç tarafının bir kısmı, avuç içi ve parmakların iç kısmı ve ayak parmaklarının bir kısmı yere konmalıdır. Belirtilen bu kısımların dışında bu organların yan taraflarını, parmakların etrafını ve sırt kısımlarını yere koymak gerekmez. Ayak parmakları ve iç kısımlarından yere konulacak kadarı kopmuş ise kalan kısmını yere koymak vacip değildir. İmam Nevevi ve Rafii’nin sözünden de bunun vacip olmadığı anlaşılmaktadır. Alın dışında bu azaların üzerine dayanmak vacip olmayıp belki sünnettir. Dizler dışındaki azaların açık olması da sünnettir. Secdede burnu yere koymak sünnettir. Bu konudaki sahih haber sebebiyle belki de müekket sünnettir. Sahih haber sebebiyle bazı alimler bunun vacip olduğunu tercih etmişlerdir.
Secde yaparken önce her iki dizi, bir karış aralıkla yere koymak sünnettir. Sonra her iki el omuzların hizasına konur. Dirsekler yerden yüksek, parmaklar bitişik kıbleye doğru açık tutulur. Sonra alın ve burun her ikisi beraber yere konur. Ayaklar bir karış kadar biri birinden uzak olarak dikilir. Parmakların sırtı kıbleye doğru olacak şekilde tutulur. Ayakların eteğin dışında kalması erkekler için sünnettir.
İbnu Abdüsselam’ın söylediği ve Zerkeşi’nin ikrar ettiği gibi secde halinde her iki gözün açık olması sünnettir. Zikredilen tertibe uymamak ve burnu yere koymamak mekruhtur.
Hadisle bildirildiği için secdede üç kez demek sünnettir. Daha önce zikri geçen kişilerin (münferit ve özel cemaati olan İmamın) bu tesbihe şu duayı eklemeleri sünnettir:
“Allahım! Sana secde ettim, sana iman ettim, sana teslim oldum. Yüzüm; kendisini yaratana, ona şekil verene, onda güç ve kuvvetiyle göz ve kulak açana secde etti. Yaratanların en iyisi olan Allah mübarektir.” (Müslim)
Secdede çok dua okumak sünnettir. Secdede okunması varid olan dualardan bir tanesi şudur:
“Allahım! Gazabından rızana, azabından affına ve senden sana sığınırım. Senin methini sayamam. Sen, kendini methettiğin gibisin. Allahım! Bütün günahlarımı; küçüğünü, büyüğünü, öncekini, sonrakini, açığını ve gizlisini affet.” (Müslim)
Ravde kitabında, secdeyi uzatmak, rükuu uzatmaktan daha faziletlidir denilmiştir.
8. Namazın sekizinci rüknü; mutemet görüşe göre nafile namaz olsa bile her iki secde arasında oturmaktır. Secdeden başı kaldırırken secdeden başka bir şeyi kastetmemek gerekir. Şayet kişi bir şeyden korkarak -akrebin ısırmasından korkması gibi- başını kaldırırsa secdeyi iade etmelidir. İkinci secdeyi yapıncaya kadar ellerin devamlı yerde kalması ihtilafsız zarar vermez. Bu görüş, ellerin devamlı yerde kalması namazı bozar zannedenlerin görüşüne muhaliftir.
Secde ve itidal uzun olmamalıdır. Zira her ikisi bizzat kastedilmemektedir. Belki ikisi rükünlerin arasını ayırmak için meşru kılınmışlardır. Her ikisi de kısa olmalıdır. İkisinden biri bilerek kasten namazda meşru kılınan zikirlerden uzun tutulursa mesela, itidal fatiha kadar uzun yapılırsa veya oturuş teşehhüdün en azı kadar uzatılırsa namaz batıl olur.
Her iki secde arasında, birinci teşehhütte istirahat oturuşu yapmak, son teşehhütte eğer kendisinden sonra sehiv secdesi yapılacaksa iftiraş şeklinde oturmak sünnettir. İftiraş ayağın sırt kısmı yere gelecek şekilde sol ayağın topuğu üzerine oturmaktır. Oturuşta avuç ve parmaklar açık olarak uçları dizlerin hizasına gelecek şekilde dizlere yakın uyluklar üzerine konur ve hadisle bildirildiği için Rabbiğfirli duası sonuna kadar okunur. Bu duanın tam metni şöyledir:
“Rabbim! Beni affet. Bana merhamet et. Kayıplarımın yerini doldur. Beni yükselt. Bana rızk ver. Bana hidayet ver ve bana afiyet ver.”
Namaz nafile olsa bile her iki secde arasındaki oturuş kadar istirahat oturuşu yapmak sünnettir. İmam bu oturuşu terk etse de cemaatin oturması sünnettir. İbnu Hacer bu görüşe muhalefet etmiştir. İstirahat oturuşu, tilavet secdesi hariç diğer secdelerde ayağa kalkmak kast edildiğinde yapılması sünnettir. Oturuş ve secdelerden kalkarken avuçların içini yere koyup onlara dayanarak kalkmak sünnettir.
9. Namazın dokuzuncu rüknü; her rükuda, her iki secdede, secdeler arasındaki oturuşta, itidalde, rüku ve secdelerde ve nafile namazlarda olsa bile itminan göstermektir. Envar kitabında bu görüşe muhalefet edilmiştir. (Yani itminanın nafile namazlarda şart olmadığı ileri sürülmüştür.) İtminan, kendisinden ayrılan rükün, ondan sonra yapılan rükünden ayrılacak kadar azaların sükunet bulmasıdır.
10. Namazın onuncu rüknü son teşehhüdü okumaktır. Bunun en azı İmam Şafii ve Tirmizi’nin rivayet ettikleri teşehhüdtür:
“Bütün tazim şekilleri Allahadır. Ey peygamber! Selam, Allahın rahmeti ve bereketleri senin üzerine olsun. Selam, bize ve Allahın salih kullarına olsun. Allahtan başka ilah olmadığına şehadet ederim ve Muhammed’in onun kulu ve resulü olduğuna şehadet ederim.” İmam, cemaat ve münferidin, lafzından sonra lafzını ziyade etmeleri, ikinci şehadeti okumaları ve iki yerde de selam lafzını marifeli (elif lamlı) okumaları sünnettir. Teşehhütten önce besmele okumak sünnet değildir.
Teşehhüdün sabit olan ve teşehhüdün en azı olan bu nazmı muradifi olan kelimelerle de olsa değiştirmek caiz değildir. Örneğin nebi kelimesini resul kelimesi ile değiştirmek veya bunun aksini yapmak, Muhammed’i Ahmed veya başka bir kelimeyle değiştirmek gibi. ‘ve enne Muhammeden abduhu ve Resulühu demek yeterlidir. ‘ve enne Muhammeden resulühu’ demek yeterli değildir.
Teşehhüdün şeddelerine riayet etmek, bir harfi bir başka harfle değiştirmemek ve art ardalığa (muvalata) riayet etmek vaciptir. Tertibe riayet etmek vacip değildir. Fakat tertibe riayet etmemek mananın bozulmasına sebep olursa tertip vaciptir. ‘Enlailahe illallah’ lafzında ‘lam’ harfine idğam edilmiş ‘nun’ harfi izhar edilirse bir şedde terk edildiği için namaz batıl olur. Resûlüllah lafzının ‘R’ harfinde Muhammed lafzındaki ‘D’ harfinin idğamını terk etmek namazı batıl kılar. Nebi lafzındaki hemze veya şeddeden birini terk etmek ise caizdir.
11. Namazın on birinci rüknü, son teşehhütten sonra nebiye salat okumaktır. Teşehhütten önce salat okumak ise yeterli olmaz. Salatın en azı, Allahümme salli ala Muhammed şeklindedir. Yani “tazimle birlikte olan bir merhametle ona rahmet eyle.” Ala rasulihi veya ala nebiyi denilebilir. Fakat ala Ahmed demek yeterli olmaz.
Son teşehhütte aline salat okumak sünnettir. Bazıları vaciptir demiştir. Aline salat okumanın en azı, salatın en azı üzerine ‘ve alihi’ lafzını ziyade etmekle meydana gelir. İlk teşehhütte aline salat okumak esah kavle göre sünnet değildir. Çünkü ilk teşehhüd tahfif üzere (kısa olarak) bina edilmiştir. Birinci teşehhütte aline salat okumak, bir görüşe göre kavli bir rüknün nakl edilmesidir. Bir kavle göre de kavli bir rüknün nakledilmesi namazı bozar; ancak bu görüşün karşıtı olan esah olan görüşe göre birinci teşehhütte aline salat okumak sünnet olduğu tercih edilmiştir. Zira bununla ilgili sahih hadisler vardır.
Son teşehhütte salatın ekmel olanını okumak sünnettir. O da şudur: (DEVAMI HAFTAYA) |