Hadis-Sunnet - Tevhid, Adalet, Özgürlük-Bilgi, İnanç, Eylem - Blogcu



Tevhid, Adalet, Özgürlük-Bilgi, İnanç, Eylem

Kategoriler

  • Bu Gunun Makalesi
  • Dusunce
  • Hadis-Sunnet
  • Muhhabet
  • Roman
  • Siir
  • Tarih
  • Tefsir
  • Tefsir-Usulu
  • Hadis-Usulu
  • Fikkih-Usulu
  • Fikkih
  • Tarihten-Tablolar
  • Kitabiyat
  • Hafizada-Kalanlar
  • iktibas-Tercume1
  • Deneme



  • NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mehmet Şafi Avcı (Ebuzer) tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Sitemdeki yazıların kaynağı verilmemiş olanların kaynakları bilinmediğindendir. Hak sahipleri talep ettiği anda kaynağı yazılır ya da yazı siteden kaldırılır. Kendi yazılarımın altında ismim vardır. Bu sitedeki yazıların yasalara aykırı kullanımı siteyi değil kullanıcıyı bağlar. Bu site hiçbir menfaat gözetilmeksizin sadece bilgi sağlama amacıyla kurulmuştur ve ticari hiçbir çıkarı yoktur. Ziyaretçilerden tek talebim DUA'dır.

    TAŞ YEŞERMEZ, GEÇMİŞ OLSA'DA NEVBAHAR. TOPRAK OL DA BAK NASIL GÜLLER AÇAR. TAŞ GİBİ İDİN ÇOK GÖNÜL KIRDIN YETER. TOPRAK OL ÜSTÜNDE HOŞ GÜLLER BİTER.

    16/5/2007 - İHLAS

    Kategori: Hadis-Sunnet

    Allah(cc) şöyle ferman ediyor: “Kim Rabbine kavuşmayı umarsa salih amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadette hiç kimseyi ortak koşmasın.” (Kehf 110)

                Resulullah(sav) şöyle buyuruyor: “Sizin üzerinizde en çok korktuğum şey şirk-i esğardır. Allah(cc) kıyamet gününde insanları hesaba çekerken islamın emirlerini kendi menfaatleri için araç edinenlere; “dünyada kimler için amel işlemişseniz onların yanına gidiniz. Bakınız onların yanında mükafat bulabilecek misiniz?” diye buyuruyor

                Başka bir hadiste de Resulullah(sav) şöyle buyuruyor: “ümmetim üzerinde en çok korktuğum şey Allah’a şirk koşmalarıdır. Demiyorum ki güneşe, ay’a veya putlara tapacaklar. Fakat onlar için koktuğum şey, Allah için yapılmayan ameller ve gizli arzulardır.”

                Diğer bir hadiste de; Resulullah(sav) şöyle buyuruyor: “Muhakkak ki Gösterişin en azı şirktir. Allah katında en sevilen kullar amellerini gizleyen takva sahipleridir.”

                Başka bir hadiste de Resulullah(sav) şöyle buyuruyor: “Yapmış olduğunuz ibadetleri insanları övmelerini ve bu övgüleri sevmenizle karıştırarak, amelelerinizi iptal olunmasında sakınınız”

                Başka bir hadiste de Resulullah(sav) şöyle buyuruyor: “Kıyamet günüde insanlardan ilk önce savaşta şehit olan kişi hesaba çekilmek için allah(cc)’ın huzuruna çıkarılır ve Allah(cc) ona nimetini hatırlatarak, bu nimetle ne yaptığını sorunca, şehit olan kişi:  Ey Allah’ım! Senin için şehid oluncaya kadar savaştım deyince Allah(cc); yalan söylüyorsun. Dünyada nam ve ün almak için savaştın . Sonra yüz üstü yerden sürünerek ateşe atılmasını emreder.” Sonra ilim sahibi ve kur’an-ı kerimi okuyan kişi Allah’ın huzuruna çıkarılır. Allah(cc) nimetini ona hatırlatarak, o nimetle ne yaptığını sorar. O da senin rızan için ilim okudum ve  okuttum deyince, allah(cc); yalan söylüyorsun Sen dünyada bunları nam ve menfaatin için yapmıştın der. Sonra yüz üstü yerden sürünerek ateşe atılmasını emreder.” VE yine zengin olan kişi Allah(cc)’ın huzuruna çıkarılır. Allah(cc) nimetini ona hatırlatarak o nimetle ne yaptığını sorunca o da malımı senin için infak ettim deyince Allah(cc)ona, yalan söylüyorsun. Dünya namı ve menfaati için yaptın der. Sonra yüz üstü yerden sürünerek ateşe atılmasını emreder.”Evet, şimdi kendimizi kontrol edelim. İslam’ı tebliğ ederken, İslam için hizmette bulunurken kendimize dünyevi bir pay veya başka menfaatleri elde etmek için mi yapıyoruz? Veya islamdan çok insanlara kendimizi kabul ettirmek için mi? Yapıyoruz. Veya bir arkadaşımızı küçük düşürmek için kendimize öncelik tanıyor muyuz? İnfak ederken, hizmet yaparken öğrenirken ve öğretirken Allah için yapıyor muyuz?

                Veya toplum içinde olduğumuz zaman ibadetlerimizi güzel ve dikkatli bir şekilde yapıp, yalnız kaldığımız zaman yarım yamalak mı yapıyoruz? Övüldüğümüz zaman sevinip , eleştirildiğimiz zaman ise kızıyor muyuz? Evet yukarıda anlattığımız gibi hareket ediyorsak dünyayı kaybedeceğimiz gibi ahireti de kaybederiz. Yukarıda zikredilen hadislere muhatap oluruz. Bir de İslam’ın emirlerini kendi çıkarlarımızı elde etmek için koruduğumuzu ortaya çıkar. Dolayısıyla kıyamet azabından önce halis müminlerin nezdinde de zelil ve mahcup bir duruma düşeriz. Allah(cc)’ın emirlerini yerine getirmeyenlerin yaşadığı hayatı arzu etme. Çünkü, onların korkacağı, vücutlarının titreyeceği, renklerinin değişeceği ayakta kalmalarını uzayacağı, hesabın şiddetli olacağı ve kalplerin korkudan gırtlağa kadar fırlayacağı bir gün vardrı. Dünyada islama aykırı hareket eden bu kişiler kıyamet günüde çok pişman olarak vede değersiz ve kıymetsiz olurlar. Çünkü insan amaçlarını ve amellerini ne kadar gizlerse gizlesin muhakkak o maçlar ve ameller bir gün ortaya çıkacaktır. Bunda dolayı eğer biraz önce anlattığımız kötü alamet ve işaretler b izde varsa, hemen tövbe edip kendimizi sadece Allah(cc)’a kul etmeye çalışalım. Zira kişi hangi amaç ve maksat için çalışırsa onun İlah’ı o olur. Dolayısıyla bazı kişilerin ilahı ün kazanmak, bazılarını makam sahibi olmak bazılarının da zevk ve sefaları, diğer bazılarının da giysileri vs.dir.

                Bir hadiste de Resulullah(sav), gösteriş yapanlara Allah(cc) şöyle hitap edeceğini buyurmuş. Ey kötüler! Tek başınız kaldığınız zaman büyük günahlarla bana karşı çıkıyordunuz, İnsanlarla karşılaştığınız zaman kalbinizde olmayan halleri göstererek gösterişte bulunuyordunuz. İnsanlardankorkuy6ordunuz  fakat benden korkmuyordunuz. İnsanları yüceltiyordunuz beni yüceltmiyorudunuz. İnsanlar için kötü olan amelleriniz terk ediyordunuz, benim için terk etmiyordunuz. Bu gün sizleri sevaptan mahrum etmekle beraber azabımı da tattıracağım.

                Başka bir hadiste de Resulullah(sav) şöyle buyuruyor: “Allah(cc) ne amelsiz sözleri ne de ihlassız söylenen söz ve amelleri kabul eder”

                Bundan dolayı kişi yemesinde, içmesinde, giysisinde, uykusunda , kısacası her işinde niyet sahibi olması gerekir

                Çünkü kişi yaptığı bütün amellerinden hesaba çekilecektir. Eğer kişi saydığımız bu şeyleri Allah için yapmamış ise, bunun karşılığını günah defterinde bulur.  Eğer niyet etmeden gaflet içinde yapmış ise ne aleyhinde ne de lehinde olur. Tabi bu da hayvanların hareketi gibi olur. Ve kafirlere benzeyen kişilerden olmasında korkulur.

                Dolayısıyla salih amel, salih niyetle kıymet bulur. Salih niyet; kalbin şuurlu ve kararlı bir şekilde amele yönelip sadece Allah(cc) için yapılan amelle vücuda gelir.

                Böylece Salih bir niyetle yapılan, kitap ve sünnete uyan bütün ameller, Salih(ihlaslı) amel olarak kabul edilir.

                Hz. Ömer, Ebu Musa el- eşariye şöyle demiş: “Kimin amacı Allah için olursa Allah(cc), onun insanlarla olan münasebetini ıslah eder ve kim de kendisinde olmayan bir şeyle kendisini halkın gözünde güzelleştirmeye çalışırsa Allah(cc) onu insanlar arasında perişan ve zelil eder.”

                Salim ibn-i Abdullah da, ömer ibn-i Abdulaziz’e şöyle demiş: “Ey Ömer! Bil ki; allah(cc) ‘ın yardımı, kişinin sahip olduğu niyete göredir. Kimin niyeti tam ise Allah(cc)’ın yardımı da tam olur ve kimin niteyi de tam olmazsa Allah(cc)’ın yardımı da ona göre gelir.”

                Başka bir alim de şöyle der: “Bil ki niyetin tam olması için (yani islama hizmet etmede kararlı ve sadakat sahibi olması için) yedi özellik gerekiyor. Bunlar;

                1-İslam’a hizmet etme arzusunda sadık olmak. Bunun alameti , bu hizmeti yerine getirmede ne gerekiyorsa onu hazırlamaya çalışmak

                2-Allah(cc)’ya çok itaat etmek. Bunun alameti de kötü arkadaşlardan(Yani onun davasını kabul etmeyenlerden) uzaklaşmak

                3-Nefsini tanımak . bunun alameti, nefsinizi hesaba çekerek tehlikelerini öğrenmeye çalışmak

                4-Alimlerin sohbetine katılmak. Bunun alameti de o sohbetleri her şeye tercih etmek

                5-Sadık bir tevbe ile tevbe etmek. Bununla ancak ibadetin tadını bulabilir. Bunun alameti, nefsin isteklerine uymamak ve nefsin arzun ettiği şeylerden kaçınmak

                6)helal olarak çalışma         

                7)Kendisine hayırda yardım edecek salih bir dostunun olması. Bunun alameti de onu hayır amellere teşvik etmesi ve münker olan şeylerden sakındırmasıdır.

                İşte bu yedi özellik samimiyet, kararlılık ve tam niyetin gıdasıdır. Samimiyet, kararlılık ve tam niyet saydığımız bu yedi özelliği yerine getirmekle meydana gelir.

                Evet şimdi kendimize bakalım: Samimiyet, kararlılık ve tam niyetin şartları olan yukarıdaki yedi özellik bizde ve yaptığımız hizmetlerde bulunuyor mu? Eğer bulunuyorsa o zaman sadakatimiz, kararlılığımız ve samimiyetimiz ortaya çıkar ve dolayısıyla tam ihlasa sahip oluruz.

                Bundan dolayı Allah(cc) Tam yardımına layık oluruz. O da yardımını gönderecektir. Eğer yaptığımız hizmetlerde bu özellikler bulunmuyorsa o zaman sadakatımız ve kararlı olmamız tam olmaz. Noksan kalır. Dolayısıyla Allah (cc)’ın yardımı bizim niyetimize göre gelir. İbrahim ibni yezidi nehai şöyleder: “Kişi ihlaslı niyetiyle  insanlara ağır kelimeler sarf eder, ni,yeti halis olduğundan Allah insanların kalplerine onu mahzur görmelerini ilham eder. Öyle ki insanlar bu ağır sözü söyleyen kişinin amacı sadece iyilik yapmaktır kanaatine varırlar. Ve muhakkak kişi ıslah etmeyi kastetmeden güzel şeyle söyler. İhlasa sahip olmadığından dolayı Allah insanların kalplerine bu kişini amacı iyilik olmadığını ilham eder. Öyle ki insanlar bu şahsın halis olmadığı kanaatine varırlar.”

                Ve yine  bu zat şöyle der:”Selefler gizlice yaptıkları salih amellerini izhar etmeyi kerih görürlerdi”

                Başka bir rivayette: “Bir kişi zikir ederken titredi. İbrahim ona şöyle dedi. Eğer isteyerek titriyorsan ben sana hiç değer vermem. Şayet istemeyerek, ihtiyarının dışında titriyorsan senden daha faziletli kişilere muhalefet ediyorsun” Başka bir sohbetinde de şöyle der: “Selefler bir şeyi fakire verirken bunu Allah için veriyorum sözünü kerih görüyorlardı. VE diğer bir sohbetinde de şöyle buyurmuş : “Kişi namazını ilk tekbirine ehemmiyet vermediği zaman elini ondan yıka”

                Eyub, seytiyani şöyle diyor:” “Salih kişilerden bahse edilince ben onlardan değilim derdi. Kişi Allah’tan korksa ve zühdünü gizlerse açığa çıkarmaktan daha iyidir derdi. Bir gün ansızın kendisini ağlama tuttu ve elini ağzının üzerine koyarak bazen nezle oluyorum dedi.”

                Bir rivayete göre Eyyubi Sehtiyani bütün geceyi ibadetle geçirirdi ve bunu gizlerdi. Sabah vakti olunca sanki yeni uykudan kalkmış gibi sesini yükseltirdi.

                Hamad da, onun hakkında şöyle der: İnsanların yüzüne bakarak tebessüm etmede onun üzerine hiç kimseyi görmedim.

                Bir zat şöyle rivayet ediyor. Bir gün Ebu Cevza’nın yanındaydık. O bize nasihat ediyordu. O sırada biri yere düşüp titremeye başladı. Ebu Cevza hemen yerinden fırlayıp ona doğru gidince , biri ey Ebu Cevza o adam ölüm halindedir dedi. Ebu cevza; ben onu zikir ederken titreyenlerden sandım. Eğer onlardan olsaydı onun cami’den çıkarılmasını emrederdim.

                Ebu teyha da şöyle der: Babama ve mahallenin en salih kişilerine yetiştim. Onlardan biri oruç tutarken koku sürer ve en güzel elbisesini giyerdi. Onlardan biri yirmi yıl Kur’an-ı kerim okurdu. Fakat komşusunun haberi olmazdı. Tabiinden bir zatta şöyle der. “Hz. Muhammed(sav)’in arkadaşları bana, Allah’tan başka hiç kimseye amel etme, eğer amel edersen Allah(cc) seni ona teslim eder dediler.

                Muhammed ibn-i vasi şöyle der: Ben çok kişiye yetiştim ki, eşiyle birlikte tek bir yastığa başlarını koyuyorlardı. Yastığı göz yaşlarından ıslandığı halde eşinin haberi olmuyordu. VE yine bir çok kişiye yetiştim onlardan biri namaz safında duruyordu, gözünde yaşlar aktığı halde yanındakilerin haberi olmuyordu.

                Amr ibn-i Kays, “Ağladığı zaman yüzünü duvara çevirip arkadaşlarına ben nezle olmuşum derdi.”

                Ebu İdris-i Havalani de şöyle der. “Kim insanların gönüllerini kendisine doğru çevirmek için hadis ilmini öğrenirse O cennet kokusunu bile alamaz. Allah(cc) bizleri bu tür neticelerden muhafaza eylesin AMİN...

    yok YorumYorum yaz!Bağlantı

    9/5/2007 - EMR-İ BİL MARUF NEHY-İ ANİL MÜNKER

    Kategori: Hadis-Sunnet

                Ebu Bekir’i sıdık(ra) şöyle buyuruyor: “Ey insanlar sizler şu ayeti kerimeyi okuyup, yanlış mana vererek, Emr-i bil maruf ve Nehy-i anil münkeri terk etmek için kendinize delil gösteriyorsunuz: “Ey iman dedeler! Siz kendinize bakın siz doğru yolda olunca yoldan sapanlar kimse size zarar veremez.”

                Fakat hiç de öyle değildir. Çünkü Rasülüllah(sav)’in şöyle dediğini işittim: “Muhakkak ki insanlar zulüm eden (yani İslam’ın emir ve yasaklarını çiğneyen)kişiyi görüp de onu yaptığı o zulümden söz veya fiille alıkoymaya çalışmazsa, Allah(cc) katında hepsine azap gönderilmesi çok yakındır”(Tirmizi)

                Huzeyfe ibn-i Yeman(ra) Rasülüllah(sav)’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Nefsim yedi kudretinde olan zata kasem ederim ki; İslam emirlerinin yerine getirilmesi için, ya insanlara emredip onları haramdan sakındırırsınız veya yakında Allah(cc) başınıza bela ve musibetler musallat edecek ve sonra dua edersiniz de duanız kabul olunmayacaktır”(Tirmizi)

                Hadis-i şeriften şu dersler çıkarılır: Ya ümmet Emr-i bil maruf ve nehy-i münker vazifesini yerinen getirir veya Allah(cc)’ın azabıyla karşı karşıya kalıp, duada bulunurlar, fakat duaları kabul olunmaz. Tıpkı günümüzde olduğu gibi. Müslümanlar zillet içinde yaşıyorlar, başkalarının hakimiyeti altında hor görünüyorlar. Kısacası Müslüman kişi kurtlar arasında bulunan zavallı bir koyun durumuna düşmüştür. Müslümanlar bu durumdan kurtulmak için gece gündüz duada bulunuyorlar. Fakat dualar maalesef kabul olunmuyor. Çünkü Müslümanlar bu hadis-i şerifin son bölümünde anlatılan duruma maruz kalmış ve Allah(cc)’ın emir ve yasaklarını bırakarak laubalilik içinde yaşıyorlar.

                Bu zillettin ortadan kalkması için İslam’ın emir ve yasaklarına sahip çıkmamız gerekir. Aksi taktirde hem zilelte düşer, hem de zulme maruz kalırız.

                Ebu Said-i Hudri(ra) Rasulüllah(sav)’ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Sizden kim bir  münkeri görürse eliyle kaldırsın, eğer gücü yetmez ise dili ile kaldırsın, eğer gücü yetmez ise kalbi bile buğzetsin. Bu da imanın en zayıf halidir.”(Tirmizi)

                Bu hadis-i şerifte harama karşı müslümanın yapması gereken vazifeler belirtilmiş. Eliyle harama engel olabilen bir kişi sadece diliyle yetinirse mes’uliyetten kurtulamaz. Örneğin ev sahibinin evinde hangi münker işlenirse eliyle engel olması gerekir. Yoksa mes’uliyetten kurtulamaz. Muhakkak ki ev sahibi, çocuklarına islami terbiyeyi verip, İslam’a hizmet edecek birer asker olarak yetiştirmesi gerekir. Onları gayri İslami dergi, gazete ve filmlerden muhafaza etmesi gerekir. Ayrıca Hadis-i şeriften şu ders de çıkarılır: İslam da sorumluluk duygusu vardır. İslam’da nemelazımcılık, laubalilik ve olaylara karşı kayıtsız kalmak yoktur. Muhakkak ki Müslüman kişi bu üç vazifeden gücü hangisine yetiyorsa onu yerine getirmesi gerekir. Şayet bu üç vazifeyi de terk ederse imandan bahsetmek mümkün değildir.

    Diğer bir ders de şudur:

                Kalp ile nefretten maksat; o münkeri işleyen kişiden İslami maslahat dışındaki ilişkimizi kesip, onunla içli dışlı olmamak ve ondan nefret ettiğimizi ona hissettirmemizdir.

                Nu’man ibn-i Beşir(ra) Rasulüllah(sav)’ın şöyle dediğini rivayet ediyor: “Allah(cc)’ın emir ve yasaklarını muhafaza eden ile Allah(cc)’ın emir ve yasaklarına kayıtsız kalan kişilerin örneği: “Bir gemiyi aralarında kura çekerek paylaşan, bazıları üst kata, diğerleri de alt kata yerleşen bir topluluk gibidir. Geminin alt katına yerleşen kişiler su ihtiyaçlarını gidermek için üst kata çıkıyorlardı. Dolayısıyla üst kattakiler rahatsız olup, üst kata çıkmalarına izin vermiyorlardı. Bundan dolayı alt kattakiler biz de gemiyi delip su ihtiyacımızı oradan gidereceğiz dediler. Eğer üst kattakiler buna engel olsalar hepsi birlikte kurtulurlar. Eğer onlara engel olmasalar ve bize nesi deseler hepsi birlikte denize gömülürler.”(Tirmizi)

                Hadis-i Şerifin bize vermek istediği dersler:

                Eğer insanlar, aralarında günah işleyen kişilere karşı çıkıp, onlara engel olurlarsa hep birlikte kurtulurlar. Şayet günah işleyen kişilere karşı bir tedbir alıp onları o günahtan alıkoymazlarsa hep birlikte Allah(cc)’ın azabını hak ederler. Yine hadisten anlaşılıyor ki; İslam’da mutlak bir hoşgörü anlayışı yoktur. İslam İslam’ın emir ve yasaklarına uyan hareketlere karşı hoşgörü vardır. İslam’ın emir ve yasaklarına aykırı hareketlere karşı ise, hoşgörü göstermek ya cahillikten veya nifaktan kaynaklanır.

                Alimler hoşgörüyü ve nifakı şu şekilde birbirinden ayırmışlar. Hoşgörü, kendi şahsına yapılan haksızlığa cevap vermemek ve hakkından vazgeçmektir diye tanımlamışlar. Eğer hoşgörüden maksat bu ise bu kabul edilir. Ancak Allah(cc)’ın emir ve yasaklarına karşı yapılan hakaretlere sessiz kalmak ve karşı çıkmamak ise bu kesinlikle hoşgörü olamaz ve kabul de edilemez. İslam fakihleri buna (Mudahinen) adını vermişler.

                Resulüllah(sav); “İsrail oğullarından kafir olanlar Davut(as) ve Meryem oğlu İsa’nın dilleriyle lanetlenmişlerdir. Bunu sebebi söz dinlememeleri ve haddi aşmalarıdır. Onlar işledikleri kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. And olsun ki yaptıkları ne kötüdür” ayetini okuduktan sonra şöyle buyurmuş: “İsrail oğulları İslam’ın emir ve yasaklarını terk edince onların alimleri ondan sakındırdı. Fakat onlar sakınmadılar. Bir süre sonra onların alimleri onlarla oturdular ve beraber yiyip içtiler. Bunun üzerine Allah(cc) alimlerinin kalplerini günah işleyen kişilerin günahlarından dolayı kapkara etti. Allah(cc)’a isyan edip sınırı aştıklarından dolayı Davut ve Meryem oğlu İsa diliyle lanetlenmişlerdir.”

                Sonra Resulüllah(sav) oturdu ve şöyle buyurdu: “Nefsim yedi kudretinde olan zata kasem ederim ki; Sizler de kurtulamazsınız. Ta ki onlara batıldan çevirip, hakka yöneltmeyinceye kadar”(Tirmiz)

                Hadis şunu anlatmak istiyor: İslam’ın emir ve yasaklarını yerine getiren kişi, İslam’ın emir ve yasaklarını yerine getirmeyen kişilerden nefret edip, onlarla dostluk kurmamalı ve onlarla islam’ı tebliğ etmek dışında ilişki kurmamalıdır. Eğer ilişkiyi kesmeyip onlarla dostluk kurar ve içli dışlı olursa, o da onlar gibi Allah(cc)’ın lanetine maruz kalır. Mümin kişinin hak ve batıl mücadelesinde ortada kalması, taraf tutmaması mümkün değildir. Kurtulmanın çaresi, taraf tutup batıla karşı hakkı desteklemektir. Ortada kalmak safını net bir şekilde belirtmemek, tarafsız davranmak, değneği ortasından tutmak nifakın alametlerindendir.

                Rivayetlere göre, İsrail oğullarından bazılar Hz. Davud zamanında maymun, bazıları da Hz. İsa zamanında domuzlaşmışlar. Burada domuz ve maymun olanlar iki kısımdır: Biri islam’ın emir ve yasaklarından haberi olan alimler sınıfı. Bunlar günahı direk işlediklerinden dolayı maymun ve domuz olmamıştır. Onlar günah işleyen kişilerle içli dışlı olduklarından dolayı domuz olmuşlardır. İkincisi ise Allah(cc)’ın emir ve yasaklarını direk olarak terk edenlerdir.

                Müminlerin Allah(cc)’ın emir ve yasaklarına karşı iki vazifesi vardır. Bunlardan birincisi; Allah(cc)’ın emir ve yasaklarına göre hareket etmek. İkincisi ise; Allah(cc)’ın emir ve yasaklarına göre hareket etmeyenlerden nefret edip onlardan uzak durmaktır.

                Hakeza Resulüllah(sav) hadiste ümmetinin ahir zamanda ne hale düşeceğini haber vermiştir. Bizden öncekilerden maksat Yahudi ve Hıristiyanlardır. Onlar peygamberlerine gelen kitapları tahrif ederek, emir ve yasaklarını çiğneyip yoldan nasıl çıkmışsa bu ümmet de aynen onların yollarını izleyecekler. Dolayısıyla onların başına gelenler bu ümmetin de başına gelecektir. Onlardan bazıları İslam’ın emir ve yasaklarını terk etti. Bazıları (alim ve abidleri gibi) sessiz kalıp günah işleyenlerle kalkıp oturdukları için domuz ve maymun olmuşlardır. Bu ümmet de onlar gibi bir kısmı günah işler bir kısmı da sessiz kaldıkları zaman, onların başına da bela ve musibetler yağar ve tümüyle değil de kalben maymun ve domuzlaşırlar. Günümüzde olduğu gibi. Allah(cc) bizi muhafaza etsin.

                Bu hadis-i şerif hem tehdit hem de ihbardır. Resulullah(sav) ümmetini bu durumlara düşmemesi için tehdit ediyor.Ve ümmetinden bazılarının bu yolu takip edeceklerini haber veriyor.

                İbn-i Mes’ud(ra) Resulüllah(sav)’ın şöyle dediğini rivayet ediyor: “Allah(cc) benden önce hangi ümmete bir nebi göndermişse, muhakkak onun yolunu takip eden ve onun emirlerine uyan sadık ve halis dostları olmuştur. Onlardan sonra yapamayacaklarını söyleyen ve onunlar emir olunmadıkları şeyleri yapan kötü bir nesil gelir. Bundan dolayı kim bunlarla eliyle cihad ederse o mümindir. Kim de diliyle cihad ederse o da mümindir ve kim de onlarla kalbiyle cihad ederse o da mümindir. Bundan sonra hardal tanesi kadar iman yoktur”

                Bu hadis Müslümanlara şu dersleri veriyor:

                1)Ümmetin iki sınıfa ayrılması söz konusudur

                2)Kişi iman sahibi kalması için gücüne göre İslam’ın emir ve yasaklarına göre hareket etmeyenlerle eli dili veya kalbiyle mücadele etmesi gerekir.

                3)İslam’ın emir ve yasaklarına göre hareket etmeyenlerle mücadele etmek imanın şiarı ve alametidir.

                Hak ve batıl mücadelesinde ortada kalmak, Batıl ile mücadele etmemek, kişiyi imandan mahrum bırakır. Nitekim Resulüllah(sav) bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: “Kim İslam’a hizmet etmeden ve bunu istemeden ölürse nifakın bir parçası üzerine ölür”

                Hz Ömer(ra) Resulüllah(sav)’ın şöyle dediğini rivayet etmiştir. “Cemaatle birlikte olmaya dikkat ediniz. Tefrikaya düşmekten kaçınınız. Muhakkak ki şeytan tek kalan kişiyle beraberdir. Şeytan iki kişiden daha uzaktır. Kim cennete yerleşmeyi isterse cemaatle birlikte olsun”

                Başka bir hadiste de şöyle rivayet ediliyor. “İki kişi bir kişiden üç kişi iki kişiden, dört kişi üç kişiden daha hayırlıdır. Cemaatle birlik olmaya dikkat ediniz. Muhakkak ki Allah(cc) ümmetimi ancak hidayet üzerine cem(bir araya) eder.”

                Bu hadiste geçen cemaat kelimesinden maksat alimlerden oluşan çokluktur. Çünkü Resulüllah(sav)’in belirttiği gibi çoğunluk her zaman hakka daha yakındır. Çoğunluğun  verdiği kararlardan sapmak kişiyi şeytana yaklaştırır. Şimdi bunu bir örnekle somutlaştıralım: Bir yere giden bir kişiye, yüze yakın sadık kişi; oraya gitme orası senin için tehlikelidir der. Sadece bir kaçı ona; orası tehlikeli değildir, oraya gidebilirsin derler. Şimdi burada akıllı olan kişi o yere gitmemeye doğru bulur. Çünkü her iki gurubu karşılaştırınca çoğunluğun düşüncesi ona daha doğru gelir. Anca o yerde tehlikenin olmadığını kesin biliyor ve delil(hüccet) gösterebiliyorsa kendisini savunabilir ve itiraz edebilir. Fakat azınlığın düşüncesine göre hareket edip bir tehlikeye maruz kalırsa bu onun için hüccet olamaz. Kendisini savunamaz ve haksız duruma düşer. Aynı bu şekilde eğer bir konuda bir çok alim bir şey söylemişse, (çoğunluğun) görüşünü bir kenara bırakıp o birkaç kişini görüşüne göre hareket etmemiz nefsimize uymaktan başka bir şey olmaz. Nefsimiz öyle istediği için o birkaç kişinin görüşünü kabul etmişizdir. Yoksa içtihat edip, o birkaç kişini görüşü Kur’an ve sünnete göre daha uygun olduğu için değildir. Biz nerde içtihat etmek nerde.

                Mümin kişi İslam’a hizmet ederken alimlerin cumhuruna(çoğunluğuna) göre hareket etmesi gerekir. Yoksa yaptığı hizmet faydadan çok zara getirir. Dünya ile birlikte ahireti de kaybeder. Tıpkı haricilerin yaptıkları gibi...

                Ya rabbi! Bize Alimlerle yürümeyi, ilimle yaşamayı nasip et. AMİN...

    yok YorumYorum yaz!Bağlantı

    <- Son SayfaSonraki Sayfa ->

    Hakkımda

    İslami konularda bilgimizin elverdiği ölçüde ve elimizden geldiğince bilgi amaçlı sesli düşüncelerimizi sizlerle paylaşmak niyetindeyiz. Bu konuda sizden de yorum beklemekteyiz. İnşaallah bu hem kendim için hem de değerli okuyucular için hayra vesile olur.

    Arkadaşlarım

    sidarinsesi
    karatasali
    hayber
    nuruaynim
    tefsirweb
    cundullahresul
    risalediyari