Kategoriler
Bu Gunun MakalesiDusunceHadis-SunnetMuhhabetRomanSiirTarihTefsir
Tefsir-Usulu
Hadis-Usulu
Fikkih-Usulu
Fikkih
Tarihten-Tablolar
Kitabiyat
Hafizada-Kalanlar
iktibas-Tercume1
Deneme
NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mehmet Şafi Avcı (Ebuzer) tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Sitemdeki yazıların kaynağı verilmemiş olanların kaynakları bilinmediğindendir. Hak sahipleri talep ettiği anda kaynağı yazılır ya da yazı siteden kaldırılır. Kendi yazılarımın altında ismim vardır. Bu sitedeki yazıların yasalara aykırı kullanımı siteyi değil kullanıcıyı bağlar. Bu site hiçbir menfaat gözetilmeksizin sadece bilgi sağlama amacıyla kurulmuştur ve ticari hiçbir çıkarı yoktur. Ziyaretçilerden tek talebim DUA'dır.
|
|
|
3/2/2009 - KÜLLENEN AŞKTAN YALANCI SEVGİLİYE -4- |
AŞ(S)KERİN DÖNÜŞÜ Köyde heyecanlı bir bekleyiş Ferhat dönüyor diye, babası, annesi, kardeşleri, dedesi ve tüm akrabalar onu beklemektedir dört gözle. Ve bıldırcınım dediği vefasız sevdiği Ferhat nerden bilsin ki iki gözü sevdiği ellere yar olmuştur, nerden bilsin bıldırcını emi oğluna verdiklerini. Ferhat emindir nasılsa bıldırcının başkalarına yar olmayacağından ya da öyle sanır. Fakat sandığı gibi olmamıştır işte. Ferhat her şeyden habersiz büyük bir özlemle köye ayak basar, eve vardığında herkes sevinç gözyaşları dökerken Ferhat Bıldırcını yanı bir tanesini, sevdalısını aramaktadır bakışlarıyla her şeyden habersiz. Etrafını emi, hala çocukları sararken sevdiğinin sevgisi onu daha fazla içerde oturmasına müsaade etmez. Ve çıkar oturur toprak damın üstüne, eskiden olduğu gibi birde sığara yakar içer dumanını tütüre, tütüre. Fakat nafile Bıldırcın çıkıp ta kendini göstermez. Ferhat tükenmez bir sabırla bekler, bekler, bekler. Boşuna dememişler sabrın sonu selamettir diye, birden sevdiğinin sesini duyar hep bu anı beklemiştir Ferhat, şimdi anı yaşamaktadır ömrü boyunca kalmak ölesiye yaşamak ister o anı, onsuz nasıl geçirdim onca ayı diye düşünür ama şimdi Bıldırcınsız günler mazi olmuştur nasılsa en içten gülmesiyle güler. Bıldırcın Fatma ile hararetli, hararetli bir şeyler konuşmaktadır öyle ki gülmekten sarsılmaktadırlar iki arkadaş, bir hoş olur Ferhat sevdiğinin sesi kulaklarından girer, ruhuna kadar süzülür bütün benliğini sarar. Ferhat ta gülmeye başlar arkadaşları hiçbir anlam veremezler konuştukları konu komikte değildir hani gülünsün, ama onlarda bu gülüşe eşlik ederler kara sevdalının gülmesine. En mutlu günüdür bu gün Ferhat in aylardan sonra. Sevdiğine kavuşmanın tatlı hazını yaşar iliklerine kadar ilk ve son olarak. Bilmemektedir Ferhat, bir gün nefretle anacağı kişilerin başında Bıldırcının geleceğini, bilmemektedir ona vefasız sevdiğimdi diyeceğini ve bilmemektedir onun için gurbeti kendine yurt edineceğini, her şeyden habersiz ve gerçeğin inadına Bıldırcınlı günler tahayyül eder. Fakat gerçeklerde saklanmaz saklanamaz ne kadar saklı durulması istense de gün gibi ortaya çıkıverir beklenmedik anda. Acı haber nedense tez duyulur acıtır, acıtır, acıtır kor gibi oturur bağrına, acımadan ne yaşına nede yaşadıklarına bakmaz bekler ki yaşananlardan ders alınsın ama nafile sadece kendisine yapılanı haksızlık olarak görür daha derinlere inemez. Ferhat sabahın erken saatlerin de uyanır sevdiğinin hayaliyle kalkar, bir çekirge hızıyla yataktan çıkıp, toprak dama oturur ve sevdiğinin evini göz hapsine alır bir saat, iki saat derken görünür, hasret dolu bakışlar uzatır yalancı sevgiliye, en yalancı sevgiliye. Hala tozpembe bakmaktadır Bıldırcınlı yarınlara dakikalar sonra ne olacağını bilmeden. Tam o sırada emi kızını görür selam ve kelam faslından sonra, emi kızına nasıl diye bütün benliği ile sorar. O an emi kızı ölmeyi cani gönülden arzu eder, genç kız bütün cesaretini toplayıp gitti der nasıl ve ne dediğini bilmeden. Ferhat anlamazlıktan gelir ne gitti diye sorar, emi kızı bu sefer tatlıyı yedik gitti diye ölümüne üç kelime sıralar. Ferhat bir heykel gibi donup kalır, gözlerinden akan yaşlara engel olamaz hızlı uzaklaşır oradan. Bıldırcın bir terslik olduğunu farkındadır, fakat o tersliği akşamüstü öğrenir. Ferhat birkaç gün ne yapacağını bilmeden etrafta dolaşır durur avare, avare. Son bir defa Bıldırcınla konuşmak ister ilk ve son olarak fakat Bıldırcın kabul etmez. Ferhat ne yapacağını bilmez bir haldedir oysaki ne hayallerle gelmiştir sılaya tozpembe diye geçirir içinden ve ekler pembesi gitti tozu kaldı diye. Ahmet Arif in mahpushanedeki adam tarifi tamda ona uyuyordur “Hırsla çeker kibriti, ilk nefeste yarılanır sigara. Bir duman alır dolu, bir duman kendini öldüresiye. Ve akşam erken iner köye. Ve dışarıda delikanlı bir sonbahar, tıpkı aşkı gibi. Artık aynı korkunç sevdayı yaşamak istemez. Ve hep olmayacak şeyler kurmaz artık gülünç, acemi, çocuksu. Ne sevda da ustalığın ne de çatal yürek civan oluşu kar etmez, inceden inceye içine dolan alıp götüren hasrete… (SON) Sena (Ensar) AVCI |
| • 2 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
19/1/2009 - KÜLLENEN AŞKTAN YALANCI SEVGİLİYE -3- |
Ve gelmesini hiç istemediği gün gelip çatmışken, Ferhat Bıldırcın’dan da halen söz alamamışlığın burukluğunu yaşıyordu, bir yandan gözünden bile kıskandığı sevdiği, diğer yandan vatan borcu, erkek adamdı askerliğini fazlasıyla yapardı yapmasına da fakat vefasız sevdiği Bıldırcın’ı onu bekleyecek miydi bekler miydi? Ucu keskin bıçaklar saplanıyordu bağrına, ah diyordu, ondan bir söz alabilsem, arkama bakmadan giderdim boynumu bükmeden fakat ne çare, şimdi bir yanım yarım, derin hülyalara daldı yol boyunca 18 ay dedi ve yürüdü vatan sana emanet sözleri eşliğinde. Dilinde ve gönlünde mutluluğa dair her şey yarım kalmıştı, dört mevsimden sonbaharı yaşamak ve masmavi bir hüzne bürünmek ne acıydı, sanırdı ki sonbahar sadece mevsimlere özgü bir şey fakat işte Ferhat hayatında sonbaharı yaşıyordu, sarı sarı yapraklar döküyordu yanı hüznü, oysaki ilkbaharı ne çok severdi, sevilenler hep vefasız mı olurlar diye iç geçirdi? Eğer bilseydi Ferhat, sonbahar ilkbaharın habercisidir hüznün en karasına bürünmeyecekti, yaşananlardan ders çıkaracaktı lakin bunları düşünecek kadar olgunlaşmamıştı. Aklından gecen şiiri sesli okudu Gönlüm virane bir han, kervan geçmez oradan Ne bir haber veren var nede halden anlayan Mısraları ona ne çok hitab ediyordu efsun bakışlı yar demişti yaramın sebebi, gönlüme sultan diye seçtiğim, göz bebeğim, doyasıya sevemediğim, ah acılarımın kürekleyicisi ben sana kurtuluşum demişken bu kurtlar sofrasına atışın başka sevdalar arayışına girişin niye, kendime söz vermiştim, mutlulukların en büyüğünü en güzelini yaşatacaktım, mutluluk üzerine aşk, sevgi üzerine yuva kuracaktık, anlayamadığım şey Bıldırcınım neden sevgime inanmak istemeyişin, neden boynumu büküşün? Gecen gün Bıldırcınım koğuştaki arkadaşımla sevgi üzerine konuştuk, yani senden konuştuk, değilmi ki sevdamsın sen, çok farklı şeyler söyledi ne birine inandım nede hak verdin ona sadece canımı sıktı, sözleri içimi daraltı, beni senden uzaklaştırdı şöyle dedi: “Karşılıklı olan sevda, sevda değildir, karşılıklı seven ya hiç sevmemiştir ya da sevilmemiştir. Aslında, Ferhat ben senin bu haline sevgi bile diyemiyorum bu olsa olsa bir aşk elektriklenmesidir, sevgi birazda Real olandır ve zamanla oluşur. Emek ister, yürek ister, şunu da bilmelisin Ferhat, sevgi insanı aşk kadar etkilemiyor sevgi aşk gibi heyecan da vermez, fakat sevgi aşktan daha değerli, sevgi bir meltem gibidir insanın ruhunda eser, deli, deli şeyler yaptırmaz. Sakindir, vakarlıdır kalmasını da gitmesini de bilir, işte bu sevgi ne bıktırır ne de kimseye zarar verir, bence bu sevgi her şeye rağmen dir, kendince sevmektir, ama senin yaptığın inan bana utanmadan istemektir, basit bir şey değil ki istenince verilsin hem istemekle de olmuyor dostum, gönül rızasıyla vermesi gerekir karşındakinin.” Ferhat’in canını sıkmıştı bu konuşmalar, hırs ve nefretle baktı koğuş arkadaşının yüzüne, yanlış adama içimi dökmüşüm, sen sevgiden, aşktan ne anlarsın, karşılıksız mı sevdin, bilirmisin bir gönlün ferman dinlemeyişini dertsiz bir gönlün inleyişini, bilirmisin nasibi hep hicran olan bir gönlün sızısını, bahtımın yıldızı demiştim ona, Neyleyeyim nasıl desem ki derdimi yâre… Ferhat hızla koğuş arkadaşından uzaklaştı gözleri yine kanlı yaşlar döküyordu, yaslandığı duvara içini dökmek geçti aklından, nasılsa duvar dilsizdi, haklısın ya da haksızsın diyemeyecekti, nedense bu fikrinin saçma olduğunu düşünüp vaz geçti. Aylar olmuştu Bıldırcınsız geçiyordu zaman, dayanılır gibi olmamasına rağmen hayallerle avutuyordu kendini nasılsa bitince hep gözlerinin önünde olacaktı ya, ama ya istemezse şeytanca şeyler geçti aklından birazda nefret intikam damarı kabardı elinden olmadan… Neden anlamıyordu Bıldırcın onu, neden anlamak istemiyordu ki, oysa nasıl seviyordu nasıl sevmişti, sevmeye devam ediyor ve devam da edecekti, nasıl bir sevgiydi ki, sevdikçe uzaklaştırıyordu sevileni, sevdikçe erişilmez kılıyordu ve erişilmez oldukça cazipleşiyordu… Aradan tam 18 ay gecmışti bu zaman zarfı içinde ne bir izin kulanmış nede aileden kimse gelebilmişti ziyaretine, geçen zamanın hiçbir önemi yok diyordu Ferhat, bilemiyordu ki insan geçmişinde saklıdır, dönüp arkasına bakabilse daha olgun davrana bilirdi, hani dönüp bakabilseydi mutlaka ders çıkarabilirdi, fakat Ferhat hayaller âleminden bir türlü çıkamıyor, çıkmak istemiyordu, zaten bu güne hayallerle gelmemiş miydi ve işte bu gün o gündü hayallerin gerçeğe dönüşmememin vaktiydi elinde tezkeresi yürüdü… Devam Edecek Sena (Ensar) AVCI |
| • 3 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
24/10/2008 - KÜLLENEN AŞKTAN YALANCI SEVGİLİYE -2- |
Peruk, köyün kızlarını kendi malıymış gibi görmesi özel bir yanıydı, Kelebek için söyleyecek öyle çok şey vardı ki, aslında Peruktan kalır yanı yoktu. Uzun boyu ve güzel giyinişiyle köyün kızlarının yüreğine bir kor parçası bırakırdı. Kızların hayâlını süsleyen iki gençti onlar. Karagözlü kendi halinde, her şeye lakayt biri. Biloya gelince emi oğlundan kalır yanı yoktu yürek yakmakta. O da körler kategorisinde yer almaktaydı, çünkü kendini seven kızı görmüyordu. Kelebek sevdiği kızın derdinden bir ay içinde fark edilecek kadar zayıflamış; saçı, sakalındaki eski itina gitmiş, peşmurde bir hale girmişti. Etrafındakileri görmüyormuşçasına dalgın ve ümitsizce bakıyordu. Kaç kez istemişlerdi Suna’yı, kaç kez kapılarının önünden bir dilenci gibi kovulmuştu, farkında olmadan sesli düşündü “ah yürek yaram” dedi. Seven karşılıksız sever, beğenen karşılığını ister. Kelebeğin yaptığını da apaçık istemekti, aslında karşılıksız da değildi hani, çünkü sevdası ona tükenmez ve çaresiz acılar vermişti karşılık olarak. Ferhat hayır cevabını almaktan bıkmış olmasına rağmen yine de pes demiyordu nasılsa anlar bir gün mutlaka, sözleriyle avutuyordu gönlünü. Aslında gönlüne söz dinletemiyordu, eğer öyle bir becerisi olsaydı çoktan başka bir gönülde taht kuracaktı ancak çok seviyordu, ismini bile bilmediği, ona Bıldırcın dediği kızı. Can dese canavar diye anlayacağından korkuyordu. Bir insan nasıl havaya ihtiyaç duyuyorsa, Ferhat Bıldırcını öyle görüyordu. Bıldırcının umurunda değilken, O yaşam kaynağım diyordu Bıldırcına, gel gör ki Bıldırcına kalsa Ferhatı balıklar gibi suya koyup çıkartmak zevk verecekti lakin Bıldırcın eğlencelerine malzeme olarak bile kullanacak kadar dahi önem vermiyordu ona. Ferhat’ın korkusu, askerliği yaklaştıkça artıyordu. Bekletilmek bir yandan, sevilmemek, diğer yandan. Hele askerliğe çağırılışı, tuzu biberi olmuştu. Bıldırcın beklerim deseydi diyordu Ferhat, Can yoldaşına. Fakat Bıldırcının yaptığı bir tek şey vardı karşılaştıklarında en içten gülmesiyle tebessüm etmek, bu içten gelen tebessüm Ferhat için bende seni seviyorum anlamını taşıyorken, Bıldırcın hiçte o niyetle gülmüyordu. Güleç yüzlü bir kızdı Bıldırcın. Tebessüm yüzümden eksik olmazdı aslında bu sevda Ferhat’a aşina olduğu kadarda asudeydi de. Eğer suçlu aranması gerekirse ortada dört suçlu vardı fakat hepside kendince haklılardı Ferhat acısından Bıldırcın suçluydu hem de iki defa bir sevdasına karşılık vermediği için ikincisi yüzünden eksik etmediği tebessümü için, Bıldırcına göre suçlu Ferhat ı beni sev diye bir vaatte bulunmadım diyordu. Üçüncüsü Ferhat’ın sevdası suçluydu yanlış sevdaya düşmüştü lakin en suçlu Bıldırcının gönlü olarak görünüyordu Ferhat’ın sevdasına yer vermediğinden yargısız infazla yargılanmıştı Ferhat’ın gönül yamaçlarında. Düşüncelerin hiçbir faydası olmuyordu gönlünde karşılıklı büyüttüğü sevdasına. Askerlik yapacağı gün gelmiş, Bıldırcın yalandan bile olsa beklerim dememişti. Dürüstçe davranmış evleneceğim erkek o değil demişti. Ferhat, sevmenin, sevdalanmamın ne demek olduğunu bilir bilmesine, lakin asıl sevginin ne demek olduğu bilmiyor. Sevilen tarafından sevilmeyince çığlık basmak ne demek, bende bir gönül taşıyorum, kapısını her ne kadar beni sevmeyen birine açmış olsam da bunun sorumlusu ne karşımdaki ne de sevdam demekle yetinmişti. Bu sözler Ferhat’ı daha bir agresifleştirmiş. Saysın günlerimi, tezkeremi aldığım gün ellerine kına yakılacak diye bir fısıltı yaymıştı. Devam Edecek Sena (Ensar) AVCI |
| • 2 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
|
Hakkımda
İslami konularda bilgimizin elverdiği ölçüde ve elimizden geldiğince bilgi amaçlı sesli düşüncelerimizi sizlerle paylaşmak niyetindeyiz.
Bu konuda sizden de yorum beklemekteyiz.
İnşaallah bu hem kendim için hem de değerli okuyucular için hayra vesile olur.
Arkadaşlarım
• sidarinsesi • karatasali • hayber • nuruaynim • tefsirweb • cundullahresul • risalediyari
|