Ah sevgili dostum! Aslında sana içi mesruriyetlerle dolu bir name yazmak isterdi gönlüm, lakin sen gittin gideli hüzün bırakmaz oldu yakamı, sen gittin gideli yarım kalan aşklar ardından dökülen hüzzam makamında göz yaşları.
İşte dostum! sen gittin gideli öyle sulu gözlü oldum ki, sorma gitsin! Hani belki senin gidişin gibi olur.
Ah dostum! İnan dayanamıyorum, bu ayrılıklar bana göre değil. Çekemez oldu garip yüreğim, emin ol dostum; çatladı çatlayacak. Haa unutmadan, ben halen sultanlar tayfasında ikamet etmekteyim. Ya sen? Öyle çok özlüyorum ki seni, hani diyorum acaba başka bir dil bilseydim belki o vakit sana özlemimi daha anlaşılır bir şekilde anlatabilirdim. Ama dostum, konuşan yürek olunca dilin ne önemi var? Ne önemi kalır ki!
Ah dostum! Yalnızlık anlatılır mı? Ya yalnızlık kader olunca, anlatılmayan, anlatılamayan yaşanılırımıymış? Söyle dostum! Artık sığamıyorum bu yerlere, şairin dediği gibi:
Ya topla yaralı kırlangıçları
ya da bu vefasız şarkıyı bitir
özgürlüğe uçan tutsaklar gibi
siyah gözlerine beni de götür. SENA