Kendisiyle evlenmek isteyen Ebû Talhâ'dan meh r olarak müsliiman olmasını isteyen ve Rasulüllah'm : «Cennet'e girdim. Bir ayak sesi duydum. Bu nedir? dedim: Bu «er-Rumeysâ Bint Milhân'dır» diye cevap verdiler» buyurduğu cennetlik sahâbîdir...
Neccar oğullarından Milhan b, Hâlid'in krzı ve Ummu Harâm'ın k z kardeşi olan ve künyesi Ummu Süleym olan sahâbînln ismi; Gumeysâ veya Rümeysâ'dır. Ummu Süleym, Mâlik b. Nadr'ia evli idi. Enes b. Mâlik bu evlilikten doğmuştur...
Er-Rumeysa evinden ayrılmakta olan oğlu Enes İbn Malik'i uğurlamak İçin ayağa kalktığında, Rasulüllah'm şehri, (Medine) ay ışığına boğulmuştu. Ummu Süleym oğlunu kucaklayarak:
— Allah seninle olsun, seni korusun ve bize salimen geri göndersin, dedi.
Ummu Süleym Bint Milhan, ciğerparesini uğurlarken, Medîne sokaklarında gözden kayboluncaya 'kadar ayakta durup bekledi.. Daha sonra kapıyı kapatıp minderinin üzerine oturdu. Hatıralar zihnine akın etti...
Kendini Ensar'ın ilk müslümanlarıyla birlikte müslüman olup Rasûlüllah'a bey'at ettiği günde buldu... O sırada kocası Mâlik İbnu n-Nadr İbn Damdam yoktu. Dönünce ona :
—Sen dinden çıktın, sapıttın mı? dedi. Ummu Suleym :
— Ben dinden çıkmadım ve sapıtmadım. Fakat o zâta îman ettim, dedi.
O, oğlu Enes İbn Malik'e :
—la İlahe illallah» de. «Eşhedu enne Muhammeden Rasûlüliah» de cümlelerini yavaş yavaş söylemeye başladı...
Mâlik İbnu'n-Nadr Ummu Suleym'e :
—- Oğlumun İtikadını bozma, dedi. Er-Rumeysa :
— Ben onun itikadını bozmadım, diye cevap verdi.
. Mâlik İbnu'n-Nadr öfkelenip Şam'a doğru yola çıktı. Karşısına bir düşman çıktı ve Malik'i öldürdü. Onun ölüm haberi er-Rumeysa'ya ulaşınca şöyle dedi :
— Çocuğum sağ olarak memeyi bırakmcaya kadar onu kesinlikle memeden ayırmayacağım. Enes bana emretmedikçe ve o: Annem görevini yerine getirdi, Allah benîm yüzümden ona hayırla karşılık versin, annem bana iyi bir velilik yapmıştır, demedikçe evienmiyeceğim.
Enes İbn Malik memeyi terketti. Ebû Talhâ (Zeyd İbn Seni İbni'l-Esved) Ummu Suleym'e evlenme teklifi yaptı. Ebû Talhâ müşrik olduğu için Ummu Suleym :
—Enes bulûğa erip büyüklerle birlikte oturmadıkça evlenmem diye cevap verdi.
Enes İbn Mâlik sekiz yaşına varınca Ebû Talhâ gelip er-Rumeysâ1-ya:
—Enes artık büyüklerle birlikte oturmaya'başladı, dedi. Er-Rumeysâ:
— Sen, sana zararı ve faydası olmayan bir taşa tapmayı nasıl uygun görürsün?! Bir marangozun, getirip senin için yonttuğu bir ağaç parçasının sana ne zararı, ne faydası dokunur?!» dedi.
Ebü Talhâ susup cevap vermedi. Ummu Suleym şunu da ilâve etti:
—Yerden biten ve filân oğullarının habeşî kölesi tarafından yontulan bir şeye tapmaya utanmaz mısın? Bir müşrikle evlenmek bana yakışmaz. Ebû Talhâ; Sizin tapmakta olduğunuz putlarınızı marangoz Abd-i Âl-i filânın yontup yaptığını ve ona bir ateş parlatacak olsanız, onun tutuşup yanacağını bilmez misin? Ebû Talhâ şöyle cevap verdi:
— Bırak da düşüneyim...
Ummu Suleym, sözünün onu etkilediğini zannetti... Ebû Talhâ onun yanma tekrar döndüğünde er-Rumeysâ şöyle dedi:
—Ne yaptın?
Ebû Talhâ sustu. Ummu Suleym :
— Ebû Talhâ! Senin gibisi rededilmez ama sen kâfirsin, ben de müslüman bir kadınım, seninle evlenmek bana uygun düşmez, dedi.
Ebû Talhâ :
—Senin, benimle evlenmene engel olan şey bu değil?
Ummu Suleym sordu:
—Peki, benim seninle evlenmeme engel olan nedir?
Ebû Talhâ :
— Sarı ve beyaz [yani altın ve gümüş) diye cevap verdi.
Ummu Suleym :
— Ben ne sarı ne de beyaz istiyorum, senin müsiüman olmanı istiyorum, Allah ve Peygamberi şahit olsunlar ki, müslüman olursan senden bir pul almadan seninle evleneceğim, dedi.
Ebû Talhâ
— Bana bu konuda kim yardımcı olur? diye sordu.
Ummu Suleym:
— Bu konuda sana Rasûlüliah (S.A.V) yardımcı olur, dedi;,
Ebû Talhâ Hz. Peygamber'! aramak üzere yola çıktı. Rasûlüllah (S.A.S) ashabının arasında oturuyordu. Ebû Talhâ'yı görünce :
— Ebû Talhâ alnındaki İslâm'ın nuruyla size geldi, dedi.
Ebû Talhâ Rasûlüllah'a Ummu Suleym'in söylediğini anlattı ve:
—Eşhedu en lâ ilahe illallah ve enne Muhammeden Rasûlullah, dedi.
Ebû Talhâ er-Rumeysâ'ya dönüp :
— Artık ben de senin dinine girdim, dedi. Ummu Suleym oğlu Enes'e :
— Enes! Kalk, Ebû Talhâ'yı evlendir, dedi.
Böylece Ummu Suieym Ebû Talhâ'yla evlendi. Onun mehri İslâm oldu...
Ummu Süleym bu evlilikten bir çocuk dünyaya getirdi ve çocuk büyüyüp yürümeye başladı. Ebû Talhâ bu çocuğu (Ebû Umeyr'i) çok severdi..
Babası Ebu Talhâ bahçelerinden birinde.yken Ebû Umeyr hastalandı ve öldü. Ummu Suleyrn çocuğunu yıkayıp kefenledi, kokuladı ve üzerine bir örtü örttü. Ev halkına da şöyle dedi:
— Sakın Ebû Talhâ'ya oğlunun öldüğünü ben kendisiyle konuşmadıkça söylemeyin. [Çünki, Ebû Talhâ o gün oruçlu idi).
Ebû Talhâ geldi ve :
— Çocuk nasıl? diye sordu. Ummu Suieym :
— Rahatladı, deyince, Ebû Talhâ çocuğun gerçekten iyileştiğini sandı.
Ummu Suieym akşam yemeğini ve içecek şeyler getirdi. Ebû Talhâ yeyip-içti. Ummu Suieym, o güne kadar hiç yapmadığı şekilde özenerek süslendi, süslü görünmeğe çalıştı. Ebu Talhâ daha sonra hanı-mıyla yatıp bu ihtiyacını da yerine getirdi. Sabah olunca, er-Rumeysa :
— Ebû Taihâ! Görmedin mi? Falanca aileyi? Faydalanmak için, aldıkları emâneti gidip istediğim zaman, ağırlarına gitti, dedi.
Ebû Talhâ :
—Hiç iyi etmemişler, dedi. Ummu Suieym:
— Senin oğiunun da Allah'ın bir emâneti olduğunu kabul et. Allah emânetini geri aldı, dedi.
Ebû Talhâ, Ummu Suleym'in soğukkanlılığına hiddetlenip:
— Madem öyle, niye beni kendi halime bıraktın da, bu işlere bulaşmama sebep oldun. Daha sonra da bana oğlum Ebu Umeyr'in öldüğünü söylüyorsun, dedi.
[Ummu Suieym, Peygamberimize İslâmiyet üzerine bey'at ederken, ölüye feryâd ve figân etmemeye de bey'at etmiş bulunuyordu).
Ertesi gün Ebû Talhâ, Rasûlüllah'a gitti ve şöyle dedi:
— Ey Allah'ın Rasûlü! Ummu Suieym bana şöyle şöyle ya Peygamber (S.A.V) :
— Geçen gecenizi Allah hakkınızda mübarek kılsın. Beni Hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, Ummu Süleym çocuğunun ölümüne sabrettiği için, Allah.(C.C3 onun rahmine bir erkek çocuk ilkâ eylemiştir, buyurdu.
Ummu Suleym, o gece hâmile kalmıştı...
Enes (R.A) diyor ki : Ummu Suleym çocuğu doğurduğu zaman Peygamber efendimiz bana :
— Annene git söyle; çocuğun göbeğini kestikten sonra, onu yanıma göndermeden ona bir şey tattırmasın, dedi.
Bunun üzerine ben çocuğu kollarımın üstüne alarak Peygamber Efendimize getirdim. Peygamber Efendimiz bana:
—İyi cinsten üç tane hurma getir, dedi.
Hurmaları getirdiğimde benden alarak ağzında çiğnedikten sonra çıkarıp çocuğun ağzına koydu. Çocuk da yavaş yavaş emmeye başladı. Peygamber Efendimiz :
—Medîne'liler hurmayı sever, diye bir latife yaptıktan sonra:
—Al onu götür ve annene söyle: Allah, ömrüne bereket koysun ve onu analı babalı büyüüterek sâlih ve takva sahibi kimselerden kılsın, buyurdu ve çocuğun adını da Abdullah koydu.»
Peygamberimizin duası bereketiyle Abdullah'ın dokuz (veya yedi) oğlu olmuştu ki hepsi de Kur'an-ı Kerîm'i okumuş, hatm etmişlerdi...
Ensardan bir müslüman diyor ki : «Ben Hz. Peygamberin duasının neticesini gördüm, o geceden Ebû Talhâ'nın oğlu Abdullah doğdu. Onun da on tane çocuğu oldu.»
Um mu Süleym'in çocuğu öldüğü halde, kocasına duyurmayacak kadar sabır ve cesaret göstermesi büyük bir meziyettir. Kocası oruçlu olduğundan, şayet oğlunun öldüğünü duyarsa üzüntüden yemek yiyemez, daha da perişan olur, düşüncesiyle bu acıya sabretmiş, söylememiştir. Bu onun aynı zamanda Allah'ın kaderine olan teslimiyetini de gösterir. Yoksa hangi anne çocuğuna şefkat duymaz ki?!
Kureyş; Ehâbiş onlara itaat eden Kinâne ve Tihâme kabîleleriyle Bedir'in intikamını almak için geldiklerinde Rasûlüllah (S.A.V) onları Uhud'da karşıladı.. Rasûlüllah (S.A.V) savaşa çıkarken Ensâr'dan bazı kadınlar, hastalara su vermek, yaralılara hizmet ve tedavi etmek için beraberinde bulunuyorlardı... Ummu Suleym ile Hz. Âîşe (r. anhümâ) su tulumlarını taşıyorlar ve susayanların ağızlarına su döküyorlardı.. Su tulumları boşalınca tekrar gidiyorlar, doldurup geliyorlar, yine susayanların ağızlarına boşaltıyorlardı. Susuzları suladıktan sonra1 er-Ru-meysâ yaralıları tedavi ediyordu...
Enes (R.A) anlatmaktadır;
«—Uhud savaşında ashab, okçuların emre itaatsizliği yüzünden yenilgiye uğrayıp Hz. Peygamber (S.A.V)'in yanından dağılmışlardı... Yalnız Peygamber Efendimizle on iki kişi sebat ettiler. Bu çok tehlikeli savaş ânında Hz. Aîşe ve annem Ummu Süleym (r. anhâ) (tesettür emri henüz gelmemiş olduğu için) kollarını sıvayıp hizmet ediyorardı.. Ayak bilezikleri görünüyordu. Devamlı olarak ve hızla sırtlarında kırbalarla su taşıyıp yaralıların ağzına boşaltıyorlardı. Kırbalar boşalınca son derece bir çeviklikle geri dönüp bir daha dolduruyor ve acele olarak gelip yaralıların ağızlarına boşaltıyorlardı...»
Sa'sa'a oğullarının efendisi mızrak oyuncusu Ebû Berâ İbn Azib
İbn Âmir Medine'ye geldi. Hz. Peygamber'e (S.A.V) bir hediye verdi. Rasûfüllah (S.A.V) hediyesini kabul etmeyip şöyle dedi :
|