BAŞKASININ ACISNI HİS ETMEK

      Duygulanmak var olmaktır, duygulanmak insani bir özelliktir. Duygusuz kişi insan değildir demek abartı olabilir ama en azından vicdansızdır demek isabetli olsa gerek. Olaylar karşısında vicdanı sızlamayan, duygulanmayan ve bu duygusunu değişik şekilde dışa yansıtmayan insan, noksan bir insandır.

 

      Olaylar karşısında tepkisini yüreğinden gözlerine yansıyan ve altın damlası gibi yanaklarında süzülen gözyaşlarıyla ortaya koyan kişi, erdemsizlerin kol gezdiği ve el üstünde tutulduğu bir çağda, duygulanıp gözyaşı dökebilen insan erdemli insandır. Sözün bittiği, kelimelerin yetersiz kaldığı yerde akar gözyaşı; her şey sukut eder, göz yaşı yanaklardan süzülerek aşağıya doğru akar.

 

      En güzel insanın, alemlere rahmet olarak gönderilen Resul-i Ekrem’in beldesi Medine-i Münevveredeyiz. Cahiliye döneminden beri süre gelen Haccılara su ve yemek dağıtma işi (Sikaye ve Rifade) önemli görevler içerisinde sayılmaktadır, her kabile bu işi yapmak için kendini öne atardı. Hacılara içecek dağıtmak Peygamberimizin atalarından Kusayy b. Kilab’a kadar Hz. İsmail’in soyundan gelenlerce diğer Kâbe görevleri ve hacılara hizmetler arasında bütünlük içerisinde yürütülmekteydi. Bu işin modern bir versiyonu Diyanet İşleri Başkanlığı, bünyesinde Hacca giden vatandaşlara, kendi personelinden görevlendirdiği memurlara yaptırmaktadır. Yemek işlerinde çalışan tüm personel; Aşçısından yemek dağıtıcısına, yemek servisi yapandan bulaşıkçısına kadar hepsi de Diyanetin değişik birimlerinde çalışan, değişik il ve ilçelerden gelen Memur ve Hizmetlilerden oluşmaktadır. Rabbim nasip etti biz de bu sene haccılarımıza yemek dağıtma görevi ile görevlendirildik, o mukaddes beldelere gittik. Görev yaptığımız yer Medine-i Münevvereydi. Her ne kadar haccılara yaptığımız hizmetten dolayı yorulduksa, uykusuz kaldıksa ve bu yüzden bitişiğimizdeki Mescid-i Nebeviye sürekli gidemedikse de, en azından bu mübarek beldelere gelen, Allah ve Resulü’nün misafirleri olan haccı kardeşlerimize yemek verdik, su verdik ve onlardan dua aldık.

 

      Bu mukaddes beldelere giden kardeşlerimiz bilirler oralarda duygulanmamak mümkün değildir. Şayet duygu alıcı ve vericiler körelmemişse. Fakat bu gün değişik bir olayla karşılaştık arkadaşlarla. Biz hacılara yemek dağıtırken, bazen sırf hacılar yemeklerini düzgün ve birbirlerinin haklarını ihlal etmemeleri için bağırdığımız, sesimizi yükselttiğimiz olabiliyor. Hacca giden kardeşlerimiz biliyorlardır mutlaka, yemek dağıtmak ve yemek alabilmek gerçekten zor bir iştir. İster istemez bazen sinirlenebiliyor insan.

 

      Bu gün (12.11.2008) sabah kahvaltısında şeker hastası olan orta yaşlı bir bayan, arkadaşlarımızdan birine, geçen gün oruçlu olmasına rağmen yemek yemediğini anlatmış, hatta üç gün yemeğe gelmediğini söylemiş, kendisi de şeker hastası olan arkadaşımıza. Belki bu bayanın olayı anlattığı dakikada başka bir bayan da bana geçen gün kendisine yemek vermediğimi söylüyordu. Tabi yemekler saatlere göre verilir. Sabah ve akşam yemeklerinin başlangıç ve bitiş saatleri bellidir. Sonradan her iki bayanın da bizim çok üzüldüğümüzü görünce suçun bizde olmadığını, bu kadar üzüleceğimizi bilselermiş olayı anlatmayacaklarını ısrarla söylediler. Üzüldüğümüz gördükçe de gelip özür dilediler. Konuştukça meğer iki bayanında yemek saati dışında geldiklerini ve o gün de yemekler bitmiş olduğunu öğrendik. Normalde yemek kalmadığı ve yemek saati dışında gelen hacılarımıza inisiyatifimizi kullanarak kahvaltılık ne varsa vermeye çalışırdık. Bu kadar da tevafuk olmaz dedik iki bayan aynı olayı, aç kalmalarını aynı dakikalarda ayrı iki arkadaşa anlatıyorlardı. Ve o arkadaş o kadar duygulanmıştı ki, ben yemek dağıtırken yanıma geldi, o kadar duygulanmıştı ki olayı zor bela anlatabildi, gözlerinden yaşlar akıyordu ben de o anda zaten doluydum ben de bir şey söyleyemedim; gözlerimizden akan yaşlar her şeyi anlatıyordu. Yalnız ne yaptım, nasıl yapabildim kelimeleri dökülüyordu dilinden, dudakları titriyordu. Bana yemek yemediğini anlatan bayan karşımızda oturup yemek yediği için hareketlerimizi, mimiklerimizi görebiliyordu. Gözlerimizin dolduğunu görünce yemekten kalkıp yanımıza geldi ve “ne olur yapmayın, söylediğime beni pişman ettiniz” dedi. Durmadan özür diledim, hakkının helal etmesini istedim ondan. Anlayışlı olduğu için hatanın kendisinde olduğunu söyledi. Her yemeğe geldiğinde bize teşekkür edip gidiyordu.

 

      Allah ve Resulünün misafirlerine hizmet etmek gerçekten zevkli bir işti bizim için. Zevkli bir iş olduğu kadar da zor ve meşakkatli bir işti de. Günde en fazla 3-4 saat uyumak ve sabah namazından itibaren gece saat 02.00 lere kadar ayakta kalmak, hazırlık yapmak takdir edilir ki zordur. Ama en güzelin misafirlerine hizmet edip, dualarını almak, teşekkürlerini almak bu zorlukları bize kolaylaştırıyordu. Ve her an ayrı bir duygu seline kapılıp, var olduğumuzu his ediyorduk. Duygunun o meltem havasına kendimizi bırakıveriyorduk. Orada ağlamak da gülmek de çok güzeldir.

 

      Sevgilinin en sevgilinin uğruna her şeye katlanılmaz mı?

                                                                              Mehmet Şafi AVCI (Ebuzer)

                                                                                                          12.11.2008

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !