Ve gelmesini hiç istemediği gün gelip çatmışken, Ferhat Bıldırcın’dan da halen söz alamamışlığın burukluğunu yaşıyordu, bir yandan gözünden bile kıskandığı sevdiği, diğer yandan vatan borcu, erkek adamdı askerliğini fazlasıyla yapardı yapmasına da fakat vefasız sevdiği Bıldırcın’ı onu bekleyecek miydi bekler miydi? Ucu keskin bıçaklar saplanıyordu bağrına, ah diyordu, ondan bir söz alabilsem, arkama bakmadan giderdim boynumu bükmeden fakat ne çare, şimdi bir yanım yarım, derin hülyalara daldı yol boyunca 18 ay dedi ve yürüdü vatan sana emanet sözleri eşliğinde. Dilinde ve gönlünde mutluluğa dair her şey yarım kalmıştı, dört mevsimden sonbaharı yaşamak ve masmavi bir hüzne bürünmek ne acıydı, sanırdı ki sonbahar sadece mevsimlere özgü bir şey fakat işte Ferhat hayatında sonbaharı yaşıyordu, sarı sarı yapraklar döküyordu yanı hüznü, oysaki ilkbaharı ne çok severdi, sevilenler hep vefasız mı olurlar diye iç geçirdi? Eğer bilseydi Ferhat, sonbahar ilkbaharın habercisidir hüznün en karasına bürünmeyecekti, yaşananlardan ders çıkaracaktı lakin bunları düşünecek kadar olgunlaşmamıştı. Aklından gecen şiiri sesli okudu Gönlüm virane bir han, kervan geçmez oradan Ne bir haber veren var nede halden anlayan Mısraları ona ne çok hitab ediyordu efsun bakışlı yar demişti yaramın sebebi, gönlüme sultan diye seçtiğim, göz bebeğim, doyasıya sevemediğim, ah acılarımın kürekleyicisi ben sana kurtuluşum demişken bu kurtlar sofrasına atışın başka sevdalar arayışına girişin niye, kendime söz vermiştim, mutlulukların en büyüğünü en güzelini yaşatacaktım, mutluluk üzerine aşk, sevgi üzerine yuva kuracaktık, anlayamadığım şey Bıldırcınım neden sevgime inanmak istemeyişin, neden boynumu büküşün? Gecen gün Bıldırcınım koğuştaki arkadaşımla sevgi üzerine konuştuk, yani senden konuştuk, değilmi ki sevdamsın sen, çok farklı şeyler söyledi ne birine inandım nede hak verdin ona sadece canımı sıktı, sözleri içimi daraltı, beni senden uzaklaştırdı şöyle dedi: “Karşılıklı olan sevda, sevda değildir, karşılıklı seven ya hiç sevmemiştir ya da sevilmemiştir. Aslında, Ferhat ben senin bu haline sevgi bile diyemiyorum bu olsa olsa bir aşk elektriklenmesidir, sevgi birazda Real olandır ve zamanla oluşur. Emek ister, yürek ister, şunu da bilmelisin Ferhat, sevgi insanı aşk kadar etkilemiyor sevgi aşk gibi heyecan da vermez, fakat sevgi aşktan daha değerli, sevgi bir meltem gibidir insanın ruhunda eser, deli, deli şeyler yaptırmaz. Sakindir, vakarlıdır kalmasını da gitmesini de bilir, işte bu sevgi ne bıktırır ne de kimseye zarar verir, bence bu sevgi her şeye rağmen dir, kendince sevmektir, ama senin yaptığın inan bana utanmadan istemektir, basit bir şey değil ki istenince verilsin hem istemekle de olmuyor dostum, gönül rızasıyla vermesi gerekir karşındakinin.” Ferhat’in canını sıkmıştı bu konuşmalar, hırs ve nefretle baktı koğuş arkadaşının yüzüne, yanlış adama içimi dökmüşüm, sen sevgiden, aşktan ne anlarsın, karşılıksız mı sevdin, bilirmisin bir gönlün ferman dinlemeyişini dertsiz bir gönlün inleyişini, bilirmisin nasibi hep hicran olan bir gönlün sızısını, bahtımın yıldızı demiştim ona, Neyleyeyim nasıl desem ki derdimi yâre… Ferhat hızla koğuş arkadaşından uzaklaştı gözleri yine kanlı yaşlar döküyordu, yaslandığı duvara içini dökmek geçti aklından, nasılsa duvar dilsizdi, haklısın ya da haksızsın diyemeyecekti, nedense bu fikrinin saçma olduğunu düşünüp vaz geçti. Aylar olmuştu Bıldırcınsız geçiyordu zaman, dayanılır gibi olmamasına rağmen hayallerle avutuyordu kendini nasılsa bitince hep gözlerinin önünde olacaktı ya, ama ya istemezse şeytanca şeyler geçti aklından birazda nefret intikam damarı kabardı elinden olmadan… Neden anlamıyordu Bıldırcın onu, neden anlamak istemiyordu ki, oysa nasıl seviyordu nasıl sevmişti, sevmeye devam ediyor ve devam da edecekti, nasıl bir sevgiydi ki, sevdikçe uzaklaştırıyordu sevileni, sevdikçe erişilmez kılıyordu ve erişilmez oldukça cazipleşiyordu… Aradan tam 18 ay gecmışti bu zaman zarfı içinde ne bir izin kulanmış nede aileden kimse gelebilmişti ziyaretine, geçen zamanın hiçbir önemi yok diyordu Ferhat, bilemiyordu ki insan geçmişinde saklıdır, dönüp arkasına bakabilse daha olgun davrana bilirdi, hani dönüp bakabilseydi mutlaka ders çıkarabilirdi, fakat Ferhat hayaller âleminden bir türlü çıkamıyor, çıkmak istemiyordu, zaten bu güne hayallerle gelmemiş miydi ve işte bu gün o gündü hayallerin gerçeğe dönüşmememin vaktiydi elinde tezkeresi yürüdü… Devam Edecek Sena (Ensar) AVCI
|