AŞ(S)KERİN DÖNÜŞÜ Köyde heyecanlı bir bekleyiş Ferhat dönüyor diye, babası, annesi, kardeşleri, dedesi ve tüm akrabalar onu beklemektedir dört gözle. Ve bıldırcınım dediği vefasız sevdiği Ferhat nerden bilsin ki iki gözü sevdiği ellere yar olmuştur, nerden bilsin bıldırcını emi oğluna verdiklerini. Ferhat emindir nasılsa bıldırcının başkalarına yar olmayacağından ya da öyle sanır. Fakat sandığı gibi olmamıştır işte. Ferhat her şeyden habersiz büyük bir özlemle köye ayak basar, eve vardığında herkes sevinç gözyaşları dökerken Ferhat Bıldırcını yanı bir tanesini, sevdalısını aramaktadır bakışlarıyla her şeyden habersiz. Etrafını emi, hala çocukları sararken sevdiğinin sevgisi onu daha fazla içerde oturmasına müsaade etmez. Ve çıkar oturur toprak damın üstüne, eskiden olduğu gibi birde sığara yakar içer dumanını tütüre, tütüre. Fakat nafile Bıldırcın çıkıp ta kendini göstermez. Ferhat tükenmez bir sabırla bekler, bekler, bekler. Boşuna dememişler sabrın sonu selamettir diye, birden sevdiğinin sesini duyar hep bu anı beklemiştir Ferhat, şimdi anı yaşamaktadır ömrü boyunca kalmak ölesiye yaşamak ister o anı, onsuz nasıl geçirdim onca ayı diye düşünür ama şimdi Bıldırcınsız günler mazi olmuştur nasılsa en içten gülmesiyle güler. Bıldırcın Fatma ile hararetli, hararetli bir şeyler konuşmaktadır öyle ki gülmekten sarsılmaktadırlar iki arkadaş, bir hoş olur Ferhat sevdiğinin sesi kulaklarından girer, ruhuna kadar süzülür bütün benliğini sarar. Ferhat ta gülmeye başlar arkadaşları hiçbir anlam veremezler konuştukları konu komikte değildir hani gülünsün, ama onlarda bu gülüşe eşlik ederler kara sevdalının gülmesine. En mutlu günüdür bu gün Ferhat in aylardan sonra. Sevdiğine kavuşmanın tatlı hazını yaşar iliklerine kadar ilk ve son olarak. Bilmemektedir Ferhat, bir gün nefretle anacağı kişilerin başında Bıldırcının geleceğini, bilmemektedir ona vefasız sevdiğimdi diyeceğini ve bilmemektedir onun için gurbeti kendine yurt edineceğini, her şeyden habersiz ve gerçeğin inadına Bıldırcınlı günler tahayyül eder. Fakat gerçeklerde saklanmaz saklanamaz ne kadar saklı durulması istense de gün gibi ortaya çıkıverir beklenmedik anda. Acı haber nedense tez duyulur acıtır, acıtır, acıtır kor gibi oturur bağrına, acımadan ne yaşına nede yaşadıklarına bakmaz bekler ki yaşananlardan ders alınsın ama nafile sadece kendisine yapılanı haksızlık olarak görür daha derinlere inemez. Ferhat sabahın erken saatlerin de uyanır sevdiğinin hayaliyle kalkar, bir çekirge hızıyla yataktan çıkıp, toprak dama oturur ve sevdiğinin evini göz hapsine alır bir saat, iki saat derken görünür, hasret dolu bakışlar uzatır yalancı sevgiliye, en yalancı sevgiliye. Hala tozpembe bakmaktadır Bıldırcınlı yarınlara dakikalar sonra ne olacağını bilmeden. Tam o sırada emi kızını görür selam ve kelam faslından sonra, emi kızına nasıl diye bütün benliği ile sorar. O an emi kızı ölmeyi cani gönülden arzu eder, genç kız bütün cesaretini toplayıp gitti der nasıl ve ne dediğini bilmeden. Ferhat anlamazlıktan gelir ne gitti diye sorar, emi kızı bu sefer tatlıyı yedik gitti diye ölümüne üç kelime sıralar. Ferhat bir heykel gibi donup kalır, gözlerinden akan yaşlara engel olamaz hızlı uzaklaşır oradan. Bıldırcın bir terslik olduğunu farkındadır, fakat o tersliği akşamüstü öğrenir. Ferhat birkaç gün ne yapacağını bilmeden etrafta dolaşır durur avare, avare. Son bir defa Bıldırcınla konuşmak ister ilk ve son olarak fakat Bıldırcın kabul etmez. Ferhat ne yapacağını bilmez bir haldedir oysaki ne hayallerle gelmiştir sılaya tozpembe diye geçirir içinden ve ekler pembesi gitti tozu kaldı diye. Ahmet Arif in mahpushanedeki adam tarifi tamda ona uyuyordur “Hırsla çeker kibriti, ilk nefeste yarılanır sigara. Bir duman alır dolu, bir duman kendini öldüresiye. Ve akşam erken iner köye. Ve dışarıda delikanlı bir sonbahar, tıpkı aşkı gibi. Artık aynı korkunç sevdayı yaşamak istemez. Ve hep olmayacak şeyler kurmaz artık gülünç, acemi, çocuksu. Ne sevda da ustalığın ne de çatal yürek civan oluşu kar etmez, inceden inceye içine dolan alıp götüren hasrete… (SON) Sena (Ensar) AVCI
|