Zaman derler buna dost; su gibi akıp geçer, ne yaparsan yap önüne geçilmez, geçilemez. Bazen üzerinden geçer derin ve kapanmaz izler bırakır, çaresizliğin bazen de yanılgınındır o izler. Hep bir zaman beklersin lakin zaman seni beklemez, senin kadar cömert değildir işte ya da sen çok müsrif birisindir zamana karşı. Bazen sızlatır, bazen inletir, ağlatır ve hani eğer biliyorsan ani yaşamayı tüm çıplaklığıyla acılarına rağmen güldürmeyi de öğretir sana zaman, fakat yine zamandır bütün bunlarla birlikte yaşamayı öğreten, zan etme ki insafsızdır, o insafsızıca kendini kullananlara karşı bir eli sopalı bazen anne, bazen de baba ve harikulade bir öğreticidir o. Hep zaman azlığından yakınılır, oysaki dile kolay koskocaman 24saat… Tabi eğer gecenin 00:03de yatıp zamanın o en bereketli vaktinde kendini uykunun o yalancı kollarına bırakmıyorsa kişi, yoksa zaman en keskin kılıcını zaman yetmezliğini bir cellât satırı gibi indirir ense köküne insanın, işte zamanın değerini bilmeyen, hakkını vermeyen zaman yetmezliğiyle cezalandırılır, zamanını önemsiz şeylerle geçirende bir gün işte zamanı şimdi geldi önemli dediği şeylere zaman bulamayacaktır, oysaki 24 saatte neler sığmaz ki, ömür boyu süren dostluklar 24 saat diye küçümsediğiz bir zaman diliminde kurulur, küçük olarak gördüğümüz birçok şey küçük olarak kalmaz, bir gün bizi şaşırtacak kadar büyürler; unutulmamalıdır ki o büyük şeyler küçük şeylerden meydana gelirler, tıpkı insan gibi. Etrafımıza baktığımızda kütüphane gibi insanlar vardır, bunlara onca bilgi hilkatten verilmemiştir evet o kişiler ayrıcalıklıdırlar onlar 24 saatlerini en verimli şekilde kullananlardır ayrıcalıkları buradan gelmektedir, oysaki aynı zamanda yaşıyor olmamıza rağmen, onlar zamanı en iyi şekilde kullanıp zamanın esiri olmamışlardır dahası her şeyi zamana bırakmayıp zamanında yapmışlardır. Yaşadığımız her şey zamanı doğru planlayamadığımızdan kaynaklanırken biz hep zamanı değildi diye yakınır dövünürüz ömürlerini büyük ve esaslı bir fırsat beklemekle geçirenler, o fırsatı karşılarında buldukları zaman ondan yararlanacak gücü kendilerinde bulamazlar çünkü o zamana kadar işlemeyen iradeleri, hantallaşan düşünce sistemleri fırsattan yararlanmalarına engel olur; ah geçse şuan, bu saat, şu vakit, bu gün derken bilemeyiz ki aslında, gecen zaman içindeki fark etmeden giden ömür olduğunu koca bir ömür olduğunu. Ancak zamanın değerini yapacak işi olan bilir. Ve yıllar sonra bir gün farkında olmadan gelip giden gençliğin arkasından bakarken saçlarımıza düşen akları saklamak için cıvıl, cıvıl kullandığımız renklerle yalnız kendimizi kandırırız. Yaptığımız onca suni güzelliklerle ne ısmarlama gençlik pozları nede yapılan estetikler zamanı geri almaya yetmez, bir zamanlar, geçsin diye sızlandığımız zamanı geri almak mümkün olsa diye hayıflanmalar başlar ve o an anlarız ki aslında geçenin zaman değil de ömür olduğunu. Yaşanılan yığınla hatıralar canlanır bir bir gözlerinin önünden geçer destursuz, yüreği burkulur, canı yanar katıksız olmaz der ve yaşlar eşlik eder maziyi izlerken, saramadığı sarmaya vakit bulamadığı yaralar kanar, kıymetini bilemediği zamanın ve zaman içinde giden gençliğin arkasından bakarken yaşanılan günün mazi olduğunun bir kez daha anlar vicdanı sızlarken…………. Sena (Ensar) AVCI
|